Projelerimizi yaparken Vitray teknikleri ve Türk Hat Sanatı Örnekleri yazılarımızdaki yöntemlerin aynısını kullandık. Geleneksel projemizin tek farklı olduğu aşama boya olarak guaj boya ve yaldızlı guaj boya kullanılmasıdır.
HATAİLER
Olgunlaşmış çiçeklerin stilize edilmiş halidir. Bir motifin hatai olabilmesi için çanak yapraklarının dışında en az iki tane taç yaprağı olmalıdır. Tomurcuk olmadan da hatai çizimi yapılabilir.
PENÇLER
Motifin üstten görünüşüne penç denir.
YAPRAKLAR
Yaprağın detaysız haline “iskelet” denir.
TESTERE DİŞLİ YAPRAK : Büyük ebadda çizilen yapraktır. Klasik yaprağın 4 katı büyüklükte olmalıdır. Bu yaprak kompozisyonlarda büyük boşlukları doldurmak için kullanılır. Dişler alttan ortaya doğru genişler ve büyür. Yaprağın iki tarafı simetri değildir.
GONCALAR
En az 1 adet taç yaprakları olan motiflerdir.
KOMPOZİSYON YAPARKEN DİKKAT EDİLMESİ GEREKEN KURALLAR
1 ) Saplar motifleri kök kısımlarından girer, üst kısımlarından çıkar.
2) Dal sağ taraftan veya sol taraftan motife geldiği zaman ortada tek’e dönüşür.
3) Kökten giren sap veya dal, daire yada elips şeklinde motifin uç kısımlarından çıkar. 4) Dal kırılması hatalıdır. Kompozisyon hatalı olur. 5) Çizilen kompozisyonlarda alan 1/1 veya 2/1 olarak boş bırakılabilir. 6) Dalların çıktığı yönlerde yine sapları kırık olmayacak şekilde boş alanları doldurmak için yaprak motifleri kullanılabilir. 7) Yaprak motifleri kompozisyon yapıldıktan sonra en son konulacak yardımcı motiflerdir. 8) Önce kompozisyon çizilecek alanın sınırları çizilir. Bu sınırlama yapıldıktan sonra eskiz kağıdının tersi çevrilerek kompozisyon çalışması yapılır. 9) Kompozisyon başlamadan önce yukarıdaki kurallar doğrultusunda motiflerin iskeleti çizilmelidir. 10) Motif kompozisyonları 3 şekilde çizilebilir. Kullanılan alanın tamamına çizim yapmak (yekpare çizim) En zoru yekpare çizim kompozisyonlarıdır. 1/50 oranında çizim yapmak 4/1 oranında çizim yapmak 11) Penç kendi başına iken merkezini görebilecek şekilde her yerden girip çıkabilir. Ama kompozisyon içerisinde dal üzerinde ise dal doğrultusunda hareket etmelidir. 12) Hataiden, goncadan ve pençden çıkan yaprakların dalları çok uzun olmaz. 13) 2 dal birbiriyle üst üste kesişemez. 14) Dallar ne kadar kısa ve az olursa o kadar iyi bir kompozisyon oluşur. 15) Kompozisyon yaparken kompozisyon iskeletlerinde döndürelemeyecek boşalanları doldurmak için testere dişli yaprak kullanılabilir.
TEPELİKLER
ORTABAĞLAR
Helezonların başlama ve birleşme noktalarında yer alır. Desen içerisinde bağlayıcı bir motif olup üç helezon çıkışı verdiği için görevi önemlidir.
RUMİLER Rumi, Anadolu ve Türk demektir. Motiflere başka bir ad vermek mümkün değildir. Hayvanların, kuşların stilize edilmiş halidir. RUMİ : Kahramanlık, bereket, mertlik simgesini taşıyan hayvan figürleri sanatta da Türk toplumuna ilham kaynağı olmuştur. Tarih de en eski Türkler M.Ö. 1 de Kuzey Çin de yaşayan Hiyong adı verdiğimiz Asya Hunlarıdır. Güney Sibirya da hunlara ait özellikle pazarık bölgesinde Rus arkeologların yapmış oldukları kazılarda (kurganlarda-mezarlarda) çok çeşitli keçe, örgü ve halı gibi eşyalara rastlanmış ve bu eşyaların üzerindeki süslemeler günümüzde Rumi adı verdiğimiz motiflerin benzerlerini teşkil etmektedir. Ancak daha ilkel görüntülerdedir. Daha sonraki devirlerde ki 9. yy. ve 10. yy. dönemlerinde Uygur Türkleri tarafından yapılmış “Bezeklik freski”nde yine rumi tarzında motifler görülmektedir. Bu fresk de görülen Rumi Kanatlı Ejdarha tasviri elde bulunan en eski belgedir.
RUMİ KANATLI EJDERHA
Uygur kültürü doğudan batıya doğru hızlı bir şekilde ilerlerken daha önce tek motif olarak görülen rumiler daha sonra kompozisyon haline geldiği görülmektedir. Gazneli Türk Devleti’nde ve Hindistan’da yapılan Türk eserlerinde gelişmesini sürdürmüş, böylece Büyük Selçuklu İmparatorluğu’nun abidelerinde süsleme unsuru olmuştur. 1071 yılında Büyük Selçuklu sultanı Alparslan, Malazgirt zaferini kazandıktan sonra Anadolu’ya ayak basan Türkler buralarda yayılmaya başlamışlardır. Beraberlerinde getirdikleri kültürü Anadolu’da yaşayan halkın kültürüyle yoğurmasını bilmişlerdir. İlk dönemlerde Anadolu Selçukluları sanat alanında herhangi bir gelişme gösterememişlerdir. Daha sonra Danişmentler, Artuklular, Saltuklular, Mengücekliler Türk mimarisi alanında çeşitli eserler vermişlerdir. 13. yy’dan itibaren Anadolu Selçuklu mimarisi devamlı gelişme göstermiştir. Bunun en güzel örneği 1258 yılında yapılan “Sahipata Camii”dir. Zirveye ulaştığı devir Kanuni Sultan Süleyman dönemine denk gelir.
Rumi Tenzinatının Süslemedeki Yeri : Süslemede önemli yeri olan rumi her devirde, her uslupta en başından günümüze kadar taş, çini, ahşap, maden, kumaş ve kağıtta (tezhip sanatı) kullanılmıştır.
Çeşitleri: 15. ve 16. yy.’daki en gelişmiş haliyle rumi motifleri ele alınırsa pek çok çeşidiyle karşılaşırız. Çizilişindeki farklılıkların yanı sıra desen içinde kullanılışı, maksadı veya üstlendiği görevi de farklıdır. Bu sebeple motifler 2 türlü gruplandırılır.
Sade rumi : Bir dendan üzerinde çeşitli işlemler yapabiliriz. Sencida rumi : Sarılma rumi ile hemen hemen aynı özellikleri gösterir. Sarılma ruminin ilkelidir. Sarılma rumi : Dendanın üzerine sarılarak oluşturulmuş kompozisyonlardır. Hurdelenmis rumi : Parçalanmış rumi B) Desen içinde aldiğı görevlerden dolayı veripen adlar 1) Ayırma Rumi 2) Tepelik Rumi 3) Ortabağ Rumi 4) Hurde Rumi
Ayraç : Bir dalın girmesiyle dalın dağılımını sağlar.
Dendan : Ardarda gelen çizgiler 2 veya 3 cm olabilir.
Kompozisyon sıralaması Tasarım İğneleme Sirkme ( kömür tozu ) Boyama Kontür Zemin boyama Gölge-Detay Rötuş Kullanılan Boyalar Toz boya ( beyaz tutkal ) Tavan plastiği ( pigment ) Plastik boya Yağlı boya ( tiner bazlı ) İthal su bazlı boya
1) Oluşturduğumuz dalların üzerinde bulunacak rumiler, dalın iç kısmında ya da dış kısmında olabilir; ancak rumiler yalnızca tek bir yöne bakmalıdır.
2) İki dal birbiri üzerinde boş olarak kesişemezler. Ancak kesişim yerinde bir rumi olursa olur.
3) Kompozisyonu oluştururken büyüklü küçüklü kapalı formlar bulunmalıdır. 4) Rumi dalının üzerine yalnızca rumi yapılabilir. Aynı dal üzerinde hem rumi hem çiçek motifi olmaz. Ama kendi grupları içinde yer alabilirler. 5) Kompozisyonda daha önce öğrendiğimiz bitki bezemeli motiflerde olduğu gibi iskelet elips veya daire şeklinde olabilir. 6) Kırık dallar üzerine rumi yerleştirilebilir. 7) Kapalı formlar 2 ye ayrılır Rumi olanlar Rumi olmayanlar 8) Orta bağlar her zaman kapalı formların ortasında bulunur. Bir dal çıkıp iki dal girebilir yada iki dal çıkıp bir dal girişi olabilir. 9) Kompozisyonlar proje doğrultusunda yekpare, yarı simetrik veya 4/1 simetrik olabilir. (ulema, yarı ulema, 4/1 ulema)
Gerçek Adı : Süleyman-ı evvel Osmanlıca Adı : سلطان سليمان اول Doğum Tarihi : 06.11.1494 Doğum Yeri : Trabzon Babası : I.Selim Annesi : Hafize (hafsa) Valide Sultan (Türk-Kafkas) Tahta Çıktığı Tarih : 30.09.1520 Tahta Çıktığında Yası : 25 yas, 11 ay Saltanatının Sonu : 07.09.1566 Tahttan Ayrılma Sebebi : Ölüm Saltanat Süresi : 45 yıl, 11 ay Ölüm Tarihi : 07.09.1566 Ölüm sebebi : Felç Öldüğü yer : Zivetgar Gömülü Olduğu Yer : İstanbul / Süleymaniye Camii Valilikleri : Bolu (1509), Kefe (1509-1512), Manisa (1513-1520)
KANUNİ SULTAN SÜLEYMAN HAN’IN TUĞRALARI
Onuncu Osmanlı Padişahı I. Süleyman (Kanuni), I. Selim’in tek oğluydu. Çocukluğunun geçtiği Trabzon’da özel öğrenim gördü.1509’da şebinkarahisar, Bolu ve Kefe’de sancak beyliği, 1512-1520 arası Manisa Valiliği yaptı.30 Eylül 1520’de tahta çıktığı zaman 25 yaşındaydı. Saltanatta hak iddia edecek başka erkek kardeşi yoktu. Yaptığı kanunlarla ün yaptığı için ”Kanuni” olarak anıldı. Avrupa, Asya ve Afrika kapılarını, denizlerin kilit adalarını elinde tutmak için şanlı seferler düzenledi. İmparatorluğun her tarafını muhteşem eserlerle donattı. Osmanlı İmparatorluğu’nu ihtişamının doruğuna, devletin gücünü erişilmez bir düzeye çıkardı ve bundan dolayı da ”Muhteşem” olarak anıldı.
KANUNİ SULTAN SÜLEYMAN HAN’IN KAFTANI
I. Süleyman yada Kanuni Sultan Süleyman olarak da anılmaktadır.10.OsmanlıPadisahı ve 89.İslam Halifesidir. Divan edebiyatında Muhibbi ve birçok batı ülkesinde Muhteşem Süleyman olarak da bilinir. Ayrıca 10.Osmanlı Sultanı olması sebebiyle On numarayı tamamlayan manasına gelen Saibü’l Asereri’l Kamilet de denmiştir. Sultan Süleyman 1520 yılında I. Selim’in ardından tahta çıkmıstır.1521’de Belgrad,1522’de Rodos, 1526’da Mohaç, 1534’de Bağdat ve Tebriz, 1538’de Boğdan’ın tamamı ve Preveze, 1541’de Macaristan’ın tamamı, 1543’de Estergon, 1551’de Trablusgarp, 1553’deSafevi topraklarının bir kısmı, 1566’da Zivetgar eyaletlerini fethetti.I.Selim’den6.557.000 km2 olarak devraldığı Osmanlı İmparatorluğunu 46 yılda 14.893.000km2’ye ulaştırdı.(Avrupa’da 1.998.000 km2, Asya’da 4.169.000 km2, Afrika’da8.726.000 km2 olmak üzere) Zivetgar seferini tamamlayamadan fetih den bir gün önce hayatını kaybetti.
KANUNİ SULTAN SÜLEYMAN HAN’IN KILICI
Kanuni Sultan Süleyman Han adına yapılmıştır. Kılıç çelik, altın ve meşinden yapılmıştır. Uzunluğu 93 cm’dir. Hacı Sungur’un imalatı olan kılıçta söyle yazmaktadır; ”Muhammed’in sırrı hürmetine, Haydar Ali’nin hakkı için, Sultan oğlu Sultan, Sultan Murad Han…Bu değerli kılıç, insanların en hayırlısı Selim hanın oğlu Sultan Süleymanındır. Allah ona zaferi bahseylesin”
MURASSA KILICIN ÜZERINDEKI FARSÇA BEYIT
Vezin: Mef’ülü / Failatü / Mefailü / Failün Mestane kostegan-i to her sü fotade’end Tig-itora meger ki be mey ab dade’end ? Kılıcınla öldürdüklerin mestane düşmüş her bir yana ; Şarapla mı kılıcına su verdiler yoksa ?
KANUNİ SULTAN SÜLEYMAN HAN’IN HANÇERİ
MELCHİOR LORK’UN 1550’Lİ YILLARDA BİZZAT GÖRDÜĞÜ SULTAN SÜLEYMANI RESMETTİĞİ PORTRESİ
45 yıl 3 ay 7 gün padişahlık yaptı. Saltanatının 2745 gününü (7.5 yıl) at sırtında seferlerde geçirdi.13 büyük seferinde at üzerinde yaklaşık 43.000 km kadar mesafekatetti.21 eyalet ve 250 sancaktan oluşan Osmanlı Devleti çok geniş sınırlara ulaştı.
KANUNİ SULTAN SÜLEYMAN HAN’IN TAHTA ÇIKIŞI
Süleyman Han tahta çıkar çıkmaz bazı sorunları ele aldı. Babasının devrinde, İran’la ilişkilerin iyice bozulması üzerine her şeyden önce yasaklanan ipek ticaretini serbest bıraktı. Genç padişahın adaletli davranışı, kısa zamanda imparatorluğun her tarafında duyuldu ve Osmanlı tebası içinde tam bir güven ortamı yaratıldı. Bundan sonra tüccarlar ve yöneticiler islerini, onun, bilen kişilere hazırlattığı kanunlara uygun olarak yapacaklardı.
NAKKAS OSMAN’IN 1579YILINDA‘’SEMAILNAME’’ADLI ESERINDE YER ALAN SULTAN SÜLEYMAN’IN GENÇLIK YILLARI
Sultan Süleyman, başarılı bir asker, kudretli olarak kabul edilen bir devlet adamı, eşine nadir rastlanan bir devlet teşkilatçısıydı. Kanuni ünvanını kanunları yenileyip ek kanunlar yapıp, bunlara önem verdiği için verildi. Osmanlı’nın her çeşit yapılanması bu dönemde yükseldi. Ayrıca başarılı bir sair olan Sultan Süleyman, Muhibbi veya vezin gereği nadiren de olsa Muhib, I. Süleyman, Meftuni, Acizi mahlaslarını kullandığı hacimli divanında tam 2779 adet gazel bulunmaktadır ki, Divan sairleri arasında en fazla gazel yazmış olan Zati’nin bile ulaştığı gazel sayısı 1825’tir.Kanuni böylece Divan edebiyatının gazel rekorunu kırmıştır. Divan edebiyatında en çok gazel yazan şair olarak anılmaktadır.
BİR ŞİİR ÖRNEĞI Halk içinde muteber (önemli) bir nesne yok devlet gibi Olmaya devlet cihanda bir nefes sıhhat gibi Saltanat didükleri ancak cihan gavgasıdır Olmaya baht u saadet dünyada vahdet (Allah’a bir olmak) gibi Ko bu ıys u isareti (yiyp içmeyi) çün kim fenadur akıbet Yar-ı baki ister isen olmaya taat (itaat) gibi Olsa kumlar sagısmca ömrüme hadd ü aded Gelmeye bu sie-i çarh (kum sisesi) içre bir saat gibi Ger huzur itmek dilersen ey Muhibbi farig ol Olmaya vahdet cihanda küse-i uzlet gibi Muhibbi l. Süleyman
KANUNİ SULTAN SÜLEYMANHAN’IN ZİVETGARDA Kİ TEMSİLİ MEZARI
# Kanuni Sultan Süleyman Han’ın vefat ettiği tarihten itibaren Zivetgar’da her yıl 7 Eylül de Türk-Macar Dostluk Haftası kutlanmaktadır. # Dünyanın en büyük kanun yapıcılarından biri olan Kanuni Sultan Süleyman Han’ın büstü, Washington Parlemento Glaerisindeki en büyük 23 kanun yapıcı kişilik arasında yer almaktadır. # Kanuni Sultan Süleyman Han’ın bir resmi, uyguladığı kanunlardan dolayı İspanya Parlementosun da yer almaktadır.
Süleymaniye Camii gravür
Kanuni Sultan Süleyman ve Hürrem Sultan / Süleymaniye Camii Osmanlı İmparatorluğu’nun en parlak dönemlerinden birini simgeleyen Kanuni Sultan Süleyman, sadece askeri zaferleriyle değil, aynı zamanda Hürrem Sultan ile olan derin aşkı ve mimarlık alanındaki katkılarıyla da tanınır. Süleymaniye Camii ise, onun saltanatının sembolü olarak inşa edilmiş en önemli eserlerden biridir. Mimar Sinan tarafından tasarlanan bu muhteşem camii, İznik çinileriyle bezeli iç mekanları ve çarpıcı kubbesiyle ziyaretçilerini büyüler. Süleymaniye Camii, hem mimari yapı olarak hem de tarihî önemi açısından Osmanlı kültür mirasının vazgeçilmez bir parçasıdır.
EŞLERİ 1) Fülane Hatun 2) Gülfem Hatun 3) Mahidevran Sultan 4) Hürrem Sultan
1) FÜLANE HATUN Dogum Tarihi : 1496 Ölüm Tarihi : 1550 Ölüm Yeri : İstanbul Süleyman Han ile Olan Çocukları : Şehzade Mahmud, Şehzade Abdullah, Raziye Sultan
Fülane hatunun Manisa da ki saraya 1511 yılında girdiğinde adının hiç değişmemesi üzerine Arap asıllı olduğu düşünülmektedir. Kanuni Sultan Süleyman Han’ın Manisa valiliği sırasında hünkara sunulduğu düşünülmektedir. 1512 yılında şehzade Mahmud’u doğurduğu bilinmektedir. Fakat Süleyman Han çocuk yaşlarda olduğundan dolayı Fülane hatun ve şehzade Mahmud’la ilgilenmediği ve Mahidevran Sultan’ın hünkara sunulmasıyla birlikte güzelliği ve zekasıyla hünkarı etkilemiş olduğu ve şehzade Mustafa’yı doğurarak Fülane Hatun’u gözden düşürdüğü söylenmektedir. Şehzade Mahmud veliaht konumunda iken Süleyman Han’ın her yerde veliaht olarak Şehzade Mustafa’yı göstermesi Fülane hatun’un gözden düstüğünün örnek sebeplerindendir. Fülane hatun 1521 yılında hastalanıp ölen şehzade Mahmud’un ardından üstüne Gülfem Hatun’un, Mahidevran Sultan’ın ve en son Hürrem Sultan’ın gelmesiyle Fülane Hatun’u tamamen önemsiz bir duruma düşürmüştür. Bunun üzerine oğlunun acısı da eklendiğinde saray hayatından kurtulmak için kendini azlettirmiştir. Böylece saray hayatından uzaklaşmıştır.
ŞEHZADE MAHMUD Doğum Tarihi : 1512 Ölüm Tarihi : 1521
1512 yılında doğmuş, 1521 yılında yeni kardeşinin doğduğu yıl ölmüştür. Fülane Hatun’un yaşayabilen tek şehzadesidir. Teammüllere göre veliaht şehzade olmasına rağmen hünkar tarafından şehzade Mustafa veliaht ilan edilmiştir. Sultan Süleyman daha padişahlığının ilk yıllarında iken şehzade Mahmud henüz 8 yasında iken hastalanmış ve ölmüştür.
ŞEHZADE ABDULLAH Doğum Tarihi : 1514 Ölüm Tarihi : 28.10.1514
Hakkında pek bilgi bulunmamaktadır.
RAZIYE SULTAN Doğum Tarihi : 1519 Ölüm Tarihi : 1561
Raziye Sultan, Süleyman Han ve Fülane Hatun’un kızıdır. Yahya Efendi’nin manevi kızı olduğu bilinen Raziye Sultan’ın kabri Yahya Efendi Türbesi’nde yer almaktadır.
2) GÜLFEM HATUN Doğum Tarihi : Bilinmemektedir Ölüm Tarihi : 1561 Süleyman Han ile Olan Çocukları : Şehzade Murad
Gülfem hatun Süleyman Han’ın eşlerindendir. Hakkında daha çok rivayete dayalı bilgiler edindiğimiz eşidir. Cariye kökenlidir. Yılmaz Öztuna, yazdığı kitapta Gülfem Hatun’un 1511 yılında Süleyman Han ile evlendiğini ve ikinci eşi olduğunu söylemektedir .Öztuna’ya göre 1519’da dünyaya gelen ve 12 Ekim 1521’de çiçek hastalığından vefat eden şehzade Murad’ın annesidir. Ayrıca Öztuna, Raziye Sultan’ın annesi olarak da Gülfem Hatun’u işaret etmektedir. Çağatay Uluçay ise, Gülfem Hatun’un Süleyman Han’ın üçüncü eşi olduğunu söylemektedir. Uluçay’a göre Süleyman Han, Hürrem Sultan’dan sonra Gülfem Hatun ile evlenmistir.1561 veya 1562yılında, Süleyman’ın emriyle öldürüldüğünü de ifade etmektedir. Bu iddianın sebebi ;mezar tasında ”Şehide-i saide” yani kutlu şehit anlamına gelen ifadelerin yer almasıdır. Ancak o dönemde çeşitli sebepler sonucu ölenlerin mezar taslarına da aynı şehit ifadelerinin yazıldığına rastlanmaktadır. Yapımı 1561’de tamamlanan ve tamamen kendi birikimiyle yaptırdığı Üsküdar’daki Gülfem Hatun Camii ile mektep ve türbesine ; 34 oda, 11 ev, 6 dükkan, 1 bahçe ve fırın vakfetmistir. Ancak 1930’daki yol çalışmaları nedeniyle türbe ve mektep yıkılmıştır. Gülfem Hatun’un mezarı ise, günümüzde minaresiz ve sade bir çatıyla örtülü olan camiinin bahçesinde yer almaktadır.
3) MAHIDEVRAN SULTAN Gerçek Adı : Gülbahar Hatun / Bosfor Doğum Tarihi : 1500 civarı Doğum Yeri : Bursa Ölüm Tarihi : 3 Subat 1581 Ölüm Yeri : Bursa Gömülü Olduğu Yer : Bursa Süleyman Han ile Olan Çocukları : Şehzade Mustafa
Bazı kaynaklarda adı Gülbahar Hatun olarak da anılmaktadır. 1500 yılı civarında doğmuş olup, ilk adının Bosfor olduğu ve Kırım kökenli olduğu söylenmektedir. Bazı kaynaklar ise Arnavut olduğunu yazmaktadır. Babasının adı çeşitli kaynaklarda farklı olarak yazılmıştır. Baba adı Bursa’daki Şehzade Mustafa türbesindeki mezarının sanduka levhasında Abdullah olarak geçmektedir. Ancak saray arşivindeki belgelerde Abdurrahman ve Abdülmennam olarak yazmaktadır. Süleyman Han, Saruhan sancakbeyi iken Süleyman Han’ın haremine girdi. 1515 yılında Süleyman’ın en büyük erkek çocuğu olan Şehzade Mustafa’yı dünyaya getirdi ve Mahidevran adını aldı. 1520 Eylülünde I. Selim’in (Yavuz) vefat etmesinin ardından Süleyman Han’ın Osmanlı padişahı olması üzerine çocuğuyla birlikte İstanbul Topkapı Sarayı’na geldi. Şehzade Mustafa yetişkinliğe ulaşınca Osmanlı geleneklerine uygun olarak Saruhan Sancak Beyi olarak görevlendirildi. Yine gelenek olduğu üzere annesi Mahidevran Sultan da olduğu oğlu ile birlikte Saruhan’a gitti. Mustafa’nın Amasya ve Karaman’daki valiliklerinde de onun yanında bulundu. 6 Ekim 1553 tarihinde Süleyman, Konya’da bulunan oğlu Mustafa’yı kendisini tahttan indirmeyi planladığı inancıyla boğdurttu. Mustafa’nın cenazesi Bursa’ya gönderilirken, Mahidevran ile Mustafa’nın kızı ve cariyeleri de Bursa’ya sürüldü. Mahidevran Sultan son dönemlerinde iyice sefalet içinde kalmıştı. Bursa’da yaşadığı evin kirasını ödeyemez duruma gelmişti ve birçok yere borçlanmıştı. Hürrem Sultan’ın ölümünden sonra, 1563’te Bursa kadısı aracılığıyla Mahidevran borçlarını ödetip kendisine ödenek başlattırdı. Ertesi yıl ise Bursa Hisarı’nda, İmaret-i İsa mahallesinde Leyszade evini kendisine aldırttı. Kendisine verilen ödenekle geçinen Mahidevran, oğlu Mustafa’nın Muradiye’deki mezarının üstüne Mustaf-i Cedit Türbesi’ni yaptırdığı söylenmektedir. Türbenin bakımı içinde evinin yanında iki de değirmen ve yüz bin dirhem gümüş para vakfetti. 3 Şubat 1581 tarihinde vefat etti ve oğlunun yanına gömüldü.
SEHZADE MUSTAFA Doğum Tarihi : 1515 Doğum Yeri : Manisa Ölüm Tarihi : 6 Ekim 1553 Ölüm Yeri : Konya Gömülü Olduğu Yer : Bursa
Hocaları : Celalzade Salih Çelebi, Manisalı Senai Mehmed Çelebi, Hayreddin Hızır Efendi, Sems Efendi, Şair Lali Çelebi, Karaçelebizade Hicri Mehmed Muhyiddin Efendi, İstanbul Kadısı, Şair Muhyiddin Mehmed Hüseyni Efendi, Süleyman Han’ın süt kardeşi Mustafa Sururi Efendi (Sultan Mustafa adına Bahrü’l-Maarif ve Zahiretü’l-Mülük’ü yazmıştır. Şehzade Mustafa’nın katli üzerine Süleyman Han ile alakasını kesip bir daha görüşmediği söylenir.)
1515 yılında babası Süleyman Han’ın sehzadeligi sırasında Manisa’da dünyaya geldi. Dedesi Selim Han’ın 1520’de hayatını kaybetmesi üzerine Osmanlı tahtına oturmak üzere İstanbul’a giden babasının yanında İstanbul’a gitti. Hürrem Sultan’ın, Süleyman Han’ın sarayına girmesinden sonra annesi Mahidevran Sultan ile Hürrem Sultan arasında, Süleyman Han’ın vefatından sonra taht kavgası büyüyerek bir mücadeleye dönüştü. Şehzade Mustafa, 1533-1541 yılları arasında Saruhan Sancak Beyi olarak görev yaptı. Saruhan (Manisa), padişah adayının görev yaptığı yer olarak kabul edilirdi. 1541’de Amasya Sancak Beyliği’ne atandı; Saruhan Sancak Beyliği’ne ise kardeşi Şehzade Mehmed getirildi. Şehzade Mehmed’in beklenmedik şekilde 1543’de ölümünden sonra Saruhan Sancak Beyliği’ne Şehzade Selim getirilirken; Şehzade Mustafa ise Konya Sancak Beyliği’ne atandı. Taht yarışında Şehzade Mustafa’yı bertaraf edebilmek için Sadrazam Damat Rüstem Paşa tarafından sahte mektuplar üretildiği düşünülmektedir. Mektupları Hürrem ve Mihrimah Sultan ile işbirliği yaparak planladığı iddia edilmektedir. Bu mektuplar, Şehzade Mustafa’nın babası hayatta iken onun tahtına göz diktigini gösterir niteliktedir. Yaşlanan babasını tahttan indirmek için İran Şahı Şah Tahmasb ile iletişim halinde olduğuna dair sahte mektuplar olduğu öne sürülmektedir.
İRAN ŞAHI / ŞAH TAHMASB
Başlangıçta iddialara inanmayan Süleyman Han’a kanıt olarak mektupların eline geçmesi sağlanmıştır. Süleyman Han, Nahçıvan seferine çıktığında Konya Ereğli tarafında (bugünkü Akhüyük Köyü) konakladığı sırada el öpmeye gelen şehzade Mustafa’yı otağında boğdurttu. Şehzade’nin saray hademelerinden Zal Mahmut Ağa’nın arkanından saldırması sonucu hayatını kaybettiği düşünülür. Ancak bazı kaynaklar bu görevi saray cellatlarının üstlendiğini göstermektedir. Cesedi çadırın önüne asılmış, cenazesi daha sonra Bursa’ya gönderilerek II. Murad Türbesi yakınına defnedilmiştir. Bu olaya tanık olan şehzade Cihangir’in de olayın duygusal etkisini üzerinden atamadığı ve hastalandığı iddialar arasındadır. Babası ile sefere devam eden genç şehzade, Halep’te hayatını kaybetmiştir. Bu olayların üzerine tahtada olarak Hürrem Sultan’ın oğulları Şehzade Beyazıd ve Şehzade Selim kalmıştır. Şehzade Mustafa’nın türbesinin, 1555 yılında kardeşi Şehzade Selim tarafından yapıldığı söylenmektedir. Şehzade Mustafa’nın ölümü askerler ve halk arasında büyük tepki yarattı. Yeniçeriler, olaydan sorumlu gördükleri Rüstem Paşa’nın çadırına saldırdılar ancak onu bulamadılar. Matem göstergesi olarak öğlen yemeği yemediler ve Rüstem Paşa’nın azlini istediler. Süleyman Han artan baskı karşısında aynı gün Rüstem Paşa’yı görevden alıp yerine Kara Ahmet Paşa’yı getirdi. Şehzade Mustafa’nın ölümü üzerine Fünuni, Rahmi, Edirneli Nazmi, Muini, Müdami, Sami, Kara Fazlı, Nisayi, Seyh Ahmed Efendi, Selimi, Kadiri gibi şairler mersiyeler yazdılar. Hakkında yazılmış en tanınmış mersiye, Tascalı Yahya Bey tarafından yazılanıdır. Ölümünden sonra Şehzade Mustafa adına “Düzmece Mustafa” isyanı adlı bir isyanın başlatıldığı düşünülür. Şehzadenin celladın elinden kurtulduğunu ve kendisinin Şehzade Mustafa olduğunu söyleyerek tahta yürümeye kalkışan “Düzmece Mustafa”, Orhan Asena’nın Ya Devlet Başa Ya Kuzgun Lese adlı oyununda konu edilir. Amasya’daki şehzadeler Müzesi’nde Şehzade Mustafa’nın bir balmumu heykeli vardır.
ŞEHZADE MUSTAFA’NIN BALMUMU HEYKELİ
Sehzade Mustafa, sairdi. (Mahlası Muhlisi, Ahi Tezkire). Hattat idi. (Elyazısı: Viyana, Şark yazmaları, No: 998 de nesih ile yazılmış Süleyman-name) Manisa Bozdağ’da, cami, saray, türbe, çeşmeler yaptırmıştır. Irakeyn ve Korfu seferinde (1534, 1536, 1537) ve Boğdan seferinde Anadolu muhafızı, 9. seferde (1541) İstanbul muhafızı olarak görevlendirilmiştir.
KAYNAK : Osmanlı Tarihi / Vatan Gazetesi Ayşenur Ergün / Üç Kıtanın Hakimi wikipeida.org wikimedia.org ee.bilkent.edu.tr internetamasya.com mailce.com webhatti.com maviruj.com gifanimasyon.com cengizdamar.blogcu.com kanunivakfi.org lodtr.com istanbul.net
Yeşilköy Cümbüş Sokak’ta bulunan Latin Katolik Kilisesi, Kapusyen Rahipleri tarafından 1865’te mimar Pietro Vitalis’e yaptırılmaya başlanmış, resmi açılışı ise 19Nisan 1886’da gerçekleşmiştir. 1894 depreminde kilisenin taş kubbesi yıkılmış, yerine Avusturya’dan getirilen malzeme ve ustalarla ahşap bir tavan yapılmıştır. Kilisenindört çanlı bir kulesi, önünde ise Fransa’dan getirilen üç adet heykel vardır.
Yer : Yeşilköy Bina Görevi : İbadethane Türü : Kilise Yapısı : Sade Konumu : Sahile yakın Adresi : Cümbüş sokak
Binanın Genel Yapısı : Genel yapı sade bir tarz kullanılarak inşaa edilmiştir. Kilise mimarisi içinde değerlendirildiğinde sade tarzı ile dikkat çekmeyi başaran bir yapıdır. Binanın yapısında çok abartıya kaçılmadan ince detaylara yer verilmiştir. Fransa dan özel olarak getirilen 3 adet heykel binanın ön cephesini süslemektedir. Bina sahile yakın olduğu için denizden gelen nem ve rutubete maruz kalmaktadır.
Dış Cephe Özellikleri : Yapının dış cephesi sövelerle süslenmiş, ince detaylar kullanılarak binaya görsellik katılmıştır. Tepe noktasına metal bir haç yerleştirilmiştir. Metal olan haç aldığı yağmur sularından korozyona uğramıştır. Cephe duvarlarında nemden kaynaklı olduğu düşünülen lekelenmeler meydana gelmiştir.
Dış Cephe Malzeme Özellikleri : Yapı küfeki taşı kullanılarak inşaa edilmiştir. Söveler ve niş’ler taş ile yapılmıştır. Kapılarda ahşap kullanılmıştır. Pencerelerde ise vitray tekniği uygulanmıştır.
Zaman içinde binanın etrafı farklı görevlerle inşaa edilmiş yapılarla kuşatılmıştır. Binanın genel dokusuna zarar veren bir yapılaşma söz konusudur.
Binanın bir ön bir de yan giriş olmak üzere iki adet girişi mevcuttur. Fakat ön cephede bulunan büyük ahşap kapı kullanılmamaktadır.
Binanın ön girişinde bulunan ahşap kapının dış cephe detayları
Binanın ön girişinde bulunan ahşap kapının iç cephe detayları
Binanın sağ tarafında bulunan girişten içeri geçildiğinde sol tarafta kilise ye geçiş kapısı bulunmaktadır.
Kilisenin iç bölümünden genel görünümler
Kilisenin kapı girişinde bulunan H.z. Meryem ve H.z. İsa heykeli
H.z. İsa’nın ölümden sonraki durumunu tasvir eden H.z. İsa heykeli
H.z. Meryem’in, H.z. İsanın ölümünden sonra başına sarılan dikenlere sarılmasını tasvir eden H.z. Meryem Ana heykeli
Elinde gül demetleriyle H.z. Meryem heykeli
Rahip, H.z. İsa’yı kutsarken tasvir edilmiş heykel
Üzerinde işlemeler ve H.z. İsa’nın çarmıh sahnesinin tasvirinin bulunduğu gümüş işlemeli haç
Kilisenin iç mekan süslemelerinden ve resimlerinden diğerleri
Kilisenin iç mekanda orta bölümde bulunan ana heykel, H.z. İsa’nın çarmıha gerildiği zamanı tasvir eden çarmıh heykeli
Kilisenin iç mekanında bulunan dilek mumları
Kilisenin girişinde sol tarafta bulunan günah çıkarma kabini
Kilisenin iç mekan avize detayları
Kilisenin iç mekan zemin detayları
İç Mekan Tavan Özellikleri : Yapının iç mekan tavan tasarımı, döneminde yaygın olan usluptan esinlenerek yapılmıştır. Belli bir noktadan bakıldığında boyutlandırılmış bir görünüm sunan tavan yapısı kilisenin sadeliğine uygun, ihtişamını göz ardı etmeyen bir tasarımdır.
İç Mekan Sütun Özellikleri : Sütunlar da klasik dönemi andıran kıvrımlar kullanılmıştır. Sütunların alt kısımlarındaki kemerler sade olarak inşaa edilmiştir. Kemer üstlerinde melek sembolleri kullanılmıştır. Kemerler de ve sütun başlarında altın varak kullanılmıştır.
Fresk İncelemeleri : Kilisenin fresklerinde daha çok H.z İsa’nın ölümü gibi olaylar anlatılmak istenmiştir. Genel yapısında daha karanlık arka planlar kullanılmıştır. Renk tonları daha koyu ve mat boyalar kullanılarak uygulanmıştır. Kilise içinde bulunan freskler kemerli pencereleri andıran çerçevelerin içine oturtulmuştur. Genelinde etrafı altın varak ve gümüş sim ile bezenmiştir. Kilisedeki freskler ya alttan ışıklandırmalı yada üst kısımdan ışıklandırmalı olarak kullanılmıştır. Kilise içindeki fresklerin genelinin toprak boya kullanılarak yapıldığı sanılmaktadır. Fresklerin bazılarında tozuma meydana gelmiştir.
Yukarıdaki fresk de H.Z. İsa’nın ölümü resmedilmiştir.
Yukarıdaki fresk de Meryem Ana resmedilmiştir.
Yukarıdaki fresk de H.Z. İsa’nın doğumu resmedilmiştir.
Yukarıdaki fresk de H.Z. İsa’nın doğumu ve Meryem Ana resmedilmiştir.
Yukarıdaki fresk de H.Z. İsa ve havarileri resmedilmiştir. Kilisede kürsünün bulunduğu kısmın arkasında bulunan bu fresk eski Roma saraylarına benzetilen çerçeve ile çevrelenmiştir.
Papaz kürsüsü detayları
Vitraylar : Vitraylarda sarı ve turuncu tonları kullanılarak mekanda güneş ışığı etkisi yaratılmaya çalışılmıştır.
Sağ tarafta ofis bölümü ve H.z. İsa heykelleri, haç kolyeleri gibi özel ürünler satışa sunulmaktadır.
Koridordan düz devam edildiğinde ise kermes bölümü bulunmaktadır. Bu bölümde ise yılbaşı ve noel için özel süsler, ağaçlar vs satışa sunulmaktadır.
Örneklendireceğimiz projemiz surlar ile çevrili bir restoran projesidir. Örneğimizde izlenilen yol bir piknik alanını tarihi dokularla birleştirerek daha kullanışlı ve ilgi çeken bir mekan haline getirmekten geçmektedir.
Öncelikle mekanın metrekare hesabına göre alanımızı sahneye yerleştirdik ve bunun üzerinden giderek çevresinden geçecek olan surlarımızı yerleştirdik.
Surlarımızın detaylarını vererek girinti ve çıkıntılarını oluşturduk.
Sahnemizin genel işlemlerini tamamladıktan sonra yarı açık ve kapalı pergola sistemlerimizi sahnedeki yerlerine yerleştirdik.
Pergola detaylarımızı ince detay olarak gerçekleştirdik. Bu tarz projelerde dozunda verdiğiniz detaylar projelerinizin daha gerçekçi ve dikkat çeken projeler olmasını sağlayacaktır. Ancak bu ince çizgiyi iyi korumak gerekmektedir. Çünkü olması gerekenden fazla olan detay sahneyi yorar ve projeyi gereksiz bir yükün altına sokar. Bunun için bir standardımız olmasa da projemizin gerektirdiği kadar detayı iyi kavramamız gerekmektedir.
Projelerimizi oluştururken ilk aşamalarda görsellik her zaman en son plandadır. Çünkü projenin genel yapısını oturtmadan görsellik adına bir şeyler yapmak gereksiz zaman kaybı olacaktır. Proje geliştikçe görsel ihtiyacımız da buna göre değişecektir. Projenin gereksinimleri doğrultusunda görselleştirmek en mantıklı seçenektir.
Özellikle render işlemlerinin bizi yavaşlatabileceği projelerde tercihimiz ya çok düşük render seçeneklerini kullanmaktır yada ekran üzerinden prntscrn almaktır. Özellikle ilk aşamalar proje oturmadığından dolayı çok sık render almamız gereken bir süreç olacaktır. Buda bize zaman kaybı yaratabilecek önemli bir işlem süreci demektir. Eğer grup çalışması sergiliyorsak ve diğer arkadaşlarımıza projemizle ilgili genel bilgiler vermek istiyorsak bunu örneklerimizde olduğu gibi prntscrn ile de halledebiliriz. Projemizin genel durumu, metrekare hesabı, hangi parçanın nereye konacağı veya konumsal bilgileri için bu yeterli olacaktır. Ama render seçeneklerini düşük ayarlarda tutarak da bunun üstesinden gelebiliriz. Yukarıdaki örneklerimiz prntscrn örnekleridir.
Bu örneklerimiz de düşük seçeneklerle alınmış render örnekleridir. Bunlar projemizin yapım aşamasında bilgi amaçlı olarak kullanılmış örneklerdir.
PERGOLA SİSTEMLERİ İLK HALİ
Projemizin genel yapısını oturttuktan sonra 2.aşama içerideki elemanları oluşturmak demiştik. Yarı açık ve kapalı pergolaları oluşturduk dan sonra sahnedeki konumlarına yerleştirdik. Proje içerisinde 4 farklı pergola sistemi kullandık.
Yarı açık olarak nitelediğimiz pergola sistemleri bizim için çok tercih edilenlerdendi. Özellikle piknik ve bahçe konsepti içerisinde en çok kullanılan seçeneklerden biri yarı açık pergola sistemleridir. Üst kısmı güneşi kırması açısından sıralı çıtalardan meydana gelmektedir. Pergola çevresini ızgara şeklinde dizilmiş ince ahşap çıtalar kaplar.
Bir diğer seçeneğimiz yarı kapalı diyebileceğimiz pergola sistemidir. Sadece üst kısmını çatı şeklinde kapadığımız sistem özellikle yağmur gibi doğal olaylardan korunmak amacıyla tercih edilmiştir. Bu sistemde üst taraf çatı şeklinde kapalıdır ve yine yarı açık pergola sisteminde olduğu gibi bu sistemde de pergola çevresi ızgara şeklinde dizilmiş ince ahşap çıtalar ile kaplanır.
Bu seçeneğimizde sadece güneş kırıcı olarak kullanılması amaçlanan ve 4 köşedeki burçların önüne yerleştirilen güneş kırıcı pergolalarımızı kullandık.
Pergola sistemlerimizi yerleştirdikten sonra bizim için önemli olan bir diğer yapı, mekanın tam orta noktasında bulunan restoran kısmıydı. Restoran tarzında tasarlanan yapının amacı servis ve mutfak işlemlerinin gerçekleştirilmesiydi. Özellikle orta noktaya yerleştirilerek tüm alanlara ulaşılabilirliği kolaylaştırıldı.
Projelerde genel olarak modelleme aşamaları tamamlandığında material önemi ortaya çıkmaya başlar. Özellikle material sistemi bir projeyi olduğundan çok daha güzel de gösterebilir. Ama aksi durumlar meydana geldiğinde modellemesi çok iyi yapılmış projeler kötü duruma düşebilir. Bu ince çizgi arasında gidip gelirken bu ayarlamayı yapabilmek oldukça önemlidir. Yukarıda gördüğümüz renderlarda projemizin ilk material denemelerini görmekteyiz. İlk olarak taş duvar ve ahşap material denemeleri yapılmıştır. Bu aşamada oldukça kötü gözüken projemizin ileriki aşamalarda ne duruma geldiğini göreceğiz. Peyzaj projelerinde en önemli nokta bitkilendirme kısmıdır. Ancak bitkiler bulundukları çizimleri oldukça ağırlaştırırlar. Hem projede çalışma esnasında sorun yaşamaya başlarsınız, hem de render süreleri oldukça artmaya başlar. Projemizde çok aşırı bir bitkilendirme olmadığı için fazla problem yaşamadık. Ama eğer elimizde yoğun bitkilendirmesi olan bir proje varsa onu kaldırabilecek bir bilgisayarda çalışmamız daha uygun olacaktır. Ancak eğer bunu kaldırabilecek bir bilgisayar temin edemiyorsak sahneyi parçalayarak da çalışabiliriz. Örneğin bitkilendirme dosyası, yapı dosyası gibi…Daha sonra render işlemini gerçekleştirmeden önce hepsini tek dosyada toplayıp bu şekilde render alabiliriz.
Yukarıdaki renderlarda projemizin son halini görmekteyiz. Üzerlerinde büyük ayarlar yapılmadan render alınması tercih edilmiştir. V-ray kullanılmıştır ve skylight renderı uygun görülmüştür. Büyük ayarlar yapılmamasına rağmen başlangıç aşamasından itibaren yapılan ufak değişikliklerin bir projeyi ne kadar etkilediğini görebilirsiniz.
Projemizin 3D modelini satın almak için lütfen aşağıdaki bağlantıyı kullanın.
PEYGAMBERİMİZİN İSTANBUL’UN bir gün mutlaka fethedileceğine ilişkin hadisi yüreklere düşer düşmez, yürekler tutuştu. Daha aşiret seviyesinde iken rotasını bulmuş, şanlı serdarı Gündüz Alp önderliğinde Anadolu’nun batısına yönelmişti. Batı’da zaten Bizans vardı. Bizans’ta Peygamber müjdesi vardı. Hedef zaten Bizans’tı. Hedefin Bizans olduğu o kadar belliydi ki, aşiret Ahlat çevresinde 8-9 yıl dinlenip atom çekirdeğine dönüştükten sonra hiç tereddütsüz Bizans’a yöneldi. Her fert yayından fırlamış ok gibiydi. Kader ki, aşiret reisi Gündüz Bey bu yolda öldü. Dört erkek evlat bırakmıştı geriye ; Sungur Tekin, Gündoğdu Bey, Ertuğrul Bey ve Dündar…(Dündar 8-9 yaşlarındaydı.) Eski Türk geleneklerine göre, dizginleri bir süre eline alan Hayme Ana, Ak Saçlılar (ombudsmanlar) meclisini topladı. Tek soru soruldu. ’’Seni aşiretimize bey yaparsak, bizi nereye götüreceksin ? ‘’ ‘’Geriye’’ dedi Sungur Tekin, ‘’eski topraklarımıza döneceğiz ekeceğiz, biçeceğiz, geçinip gideceğiz. ’’Sungur Tekin’in tüm ufku geçimle sınırlıydı. Ama bu kadarı devletin temeline yüreğini koyan ‘’Devlet Ana’’yı tatmin etmemişti. Bu kez Gündoğdu Bey çağırıldı meclise…Ona da aynı soru soruldu ; ‘’Seni aşiretimize bey yaparsak aşireti nereye götüreceksin ? ‘’O da ağabeyi ile aynıgörüşteydi ; ‘’Eski topraklarımıza götüreceğim’’ dedi. ‘’Cengiz Hanlılar şimdiye kadar topraklarımızdan çekilmişlerdir. Topraklarımızı tekrar eker biçer, arada hayvancılık da yapar, geçinir gideriz.’’ Onun da ufku ekip biçmek, geçinip gitmek’le sınırlıydı. Ufkunda ‘’sonsuzluk’’ yoktu, ‘’amaç’’ yoktu, ‘’büyük hedef’’ yoktu. Simdi sıra üçüncüsüne gelmişti. Meclis Ertuğrul’u çağırdı ve ona da aynı suaili sordu. ‘’Seni aşiretimize bey yaparsak aşiretimizi nereye götüreceksin ? ‘’ Sadece onun cevabı ‘’farklı’’ oldu.’’ İleriye’’ dedi Ertuğrul…‘’Deryayı (Denizi) geçeceğiz ve devlet olacağız ! ‘’ Sadece Ertuğrul’un cevabı farklıydı. Sadece Ertuğrul iddialıydı. Sadece Ertuğrul’un ufku Bizans’ı kuşatacak kadar genişti. Çünkü muhtemelen, Ahmed Yesevi’nin ‘’Alperen’leri’’ fetih sırrını Ertuğrul Bey’in kulağına fısıldamışlardı. Ertuğrul Bey’in cevabı meclisi de Hayme Ana’yı da heyecanlandırmıştı. Karar oracıkta verildi ;Artık bey sensin Ertuğrul denildi. ‘’Hadi bizi devlete götür.’’ Bunu haksızlık sayan iki ağabeyi aşiretin yarısından fazlasını alıp geriye döndüler. Ama geri dönenlerden hiçbir tarih bahsetmiyor. Muhtemelen Moğol ordusundan kaçmaya çalışırken çapulculara çarpılıp şehit olmuşlardır. İleriye, Bizans’a doğru gidenleri ise, bütün dünya tarihleri, Osmanlı Devleti’nin kurucuları olarak selamlıyor. Ertuğrul Gazi ölünce yerine oğlu Osman Gazi geçti. Devletler ve milletler hayatı açısından çok kısa sayılabilecek bir zaman zarfında çevredeki Bizans kalelerini alıp kök saldı. Sıra Orhan Gazi’ye geldiğinde Osmanoğlu devletleşme sürecindeydi. Orhan Bey hem hristiyanlar için kutsal sayılan İznik’i aldı, hem Bursa’yı fethederek Bizans’ı yüreğinden vurdu. Ardından Rumeli’ye ordu geçirerek Peygamber müjdesini (Bizansın Fethi)gerçekleştirme yolunda büyük bir adım attı. Artık Bizans kuşatması fiilden başlamıştı. Bu bir yürek seferiydi ve özünde Peygamber-i Alişan Efendimiz’in ‘’fetih’’ müjdesi vardı. Maksat mal-mülk biriktirmek şan-şöhret kazanmak değil, Allah adını ilan etmek, yaymak ve yüceltmekti. Bunu bilen gazi dervişler, abdallar, alperenler kısacası yürekli adamlar kitleler halinde Osmanlılara katılıyor, Osmanlı ordusu gitgide evliyalar ordusuna dönüşüyordu. Cihan hakimiyeti mefküresi önce yüreklerde tutuşmuş ardından dünyayı tutmuştu.
‘’Bu büyük devleti idare eden benim ; her ne yaparsam, yapılmış olarak kalır, zira bütün kudret benim elimdedir ; memuriyetleri ben veririm, eyaletleri ben tevzi ederim; verdiğim verilmiş, reddettiğim reddedilmiştir. Büyük padişah bir şeyi ihsan etmek istediği yahut ihsan ettiği zaman bile eğer ben onun kararını tasdik etmeyecek olursam, gayr-I vaki’ gibi kalır ; çünkü her şey ; harb, sulh, servet, kuvvet benim elimdedir… ”PARGALI İBRAHİM PASA”
KAYNAK : İki Çağın Sultanı / Yavuz Bahadıroğlu sy. 13, 14, 15, 16 Muhteşem Süleyman / Yavuz Bahadıroğlu sy. 06, 07 Pargalı İbrahim Paşa / Nazım Tektaş
1) Material editor nedir? a) 3d Studio max programında objeleri renklendirip kaplama yapmayı sağlayan bölüm. b) Modelleme yapmayı sağlar. c)Renk atamayı sağlar. d)Objelere isim vermeyi sağlar.
2)Material editor’ün klavye kısayol tuşu nedir? a) E b) ctrl+B c) M d) alt+T
3)Hangisinde resim kaplama olarak objeye doğru şekilde atanmıştır? a) Environment/maps/specular level/bitmap/resim.jpg b) Material editor/diffuse color/bitmap/maps/resim.jpg c) Get material/maps/resim.jpg d) Material editor/diffuse color/bump/resim.jpg
4)Hangisi ile yazı yazılır? a) Line b) Text c) Edit mesh d) Helix
5)Hangisi modifiers altında bulunur? a) Noise b) Cone c) Wall d) Scatter
6)Hazır objelerden olan ağaçlar hangisi altında bulunur? a) Compound objects b) Modifiers c) Aec extended/foliage d) Standart primitives
8)Chamfer box nerede yer alır? a) Standart primitives b) Extended primitives c) Modifiers d) Shapes
9)Zoom (Büyüteç) aracının kısayol tuşu hangisidir? a) Alt+z b) C c) Z d) D
10)Select and rotate kısayol tuşu hangisidir? a) E b) W c) R d) T
11)Line render edilemez bunun için line’ın rendering menüsünde bulunan ……. seçilir. a) Thickness b) Sides c) Angle d) Renderable
12)Mirror a) Objenin kopyasını çıkartır. b) Objeyi döndürmeyi sağlar. c) Objeyi istediğimiz gibi düzenlememizi sağlar. d) Objeye yansıma özelliği katar.
13)İki ayrı max dosyasını aynı sahnede birleştirmek için …….. kullanılır. a) Open b) New c) Reset d) Merge
14)İki objeyi birbirine bağlamak için …….. kullanılır a) Unlink selection b) Select and link c) Rectangular selection region d) Select and uniform scale
15)Pivot a) Objenin segment sayısıdır. b) Kopyalanacak obje sayısıdır. c) Objelerin merkez noktasıdır. d) Köşe noktasıdır.
16)Gridler ….. kısayol tuşu ile açılıp kapanır. a) N b) H c) L d) G
17)Meshsmooth a) Obje üzerinde delikler açmaya yarar. b) Obje kenar ve köşelerini yumuşatıp ovalleştirir. c) Farklı eksenlerde çevirip döndürmeyi sağlar. d) Obje üzerinde kabartılar oluşturmayı sağlar.
18)Quick render kısayol tuşu aşağıdakilerden hangisidir? a) f9 b) f4 c) f5 d) f3
19)Reflection kanalı a) Kaplama üzerinde kıvrımlar oluşturur. b) Kaplama üzerinde yansıma etkisi oluşturur. c) Objenin kopyasını alır. d) Temel renk atama kanalıdır.
20)Slice modifier’ı a) Objeleri bölmeyi sağlar. b) Obje kenarlarını yumuşatır. c) Objeler üzerinde şekil değişikliği yapar. d) İki farklı renk atamayı sağlar.
21)Move aracının kısayol tuşu hangisidir? a) Alt+z b) C c) Z d) W
22)diffuse a) Kaplama üzerinde kıvrımlar oluşturur. b) Kaplama üzerinde yansıma etkisi oluşturur. c) Objenin kopyasını alır. d) Temel renk atama kanalıdır.
23)wave modifier’ı a) Objeleri bölmeyi sağlar. b) Obje kenarlarını yumuşatır. c) Objeler üzerinde dalgalandırma yapar. d) İki farklı renk atamayı sağlar.
Kabaağaçlızade Ahmed Cevad Paşa (1851, Şam – 10 Ağustos 1900, İstanbul) Şakir Paşa ailesi mensubu olduğu için Cevat Şakir Paşa olarak da anılır. Osmanlı Devleti’nin 19. yüzyıl kumandan ve sadrazamlarındandır. II. Abdülhamit devrinde 4 Eylül 1891 – 9 Haziran 1895 tarihleri arasında sadrazamlık yapmış ve devrin en önemli sorunu olan Ermeni sorunu ile ilgilenmiştir. Askerlik ve devlet adamlığının yanı sıra devrinin bir aydını olarak da tarih yazarlığı yapmış ve çeşitli bilimsel konularda eserler yazmış olan Ahmet Cevad Paşa’nın en önemli eseri “Tarih-i Askeri Osmani” (Osmanlı İmparatorluğu’nun Askeri Tarihi)’dir. Şakir Paşa ailesi olarak anılagelen ve sanat alanında pek çok tanınmış kişiyi yetiştirmiş bir ailenin ferdidir ve Cevat Şakir Kabaağaçlı’nın (Halikarnas Balıkçısı) amcasıdır. Ahmed Cevad Paşa iki defa evlenmiş, ikinci evliliğini Çerkez kökenli Nimet Hanım ile yapmış ve kızı Fehime Hanım dünyaya gelmiştir.
Şûra-yı Askeri üyesi Afyonlu Kabaağaçlızade Mustafa Asım Bey ile Suriye Türkmenleri’nin ileri gelen ailelerinden Hattat-zade Hüseyin Efendi’nin kızı Zehra Hanım’ın oğludur. Anne ve babasını henüz 12 yaşında iken kaybetmiştir. Daha sonra şeyhülislamlık görevinde de bulunan aile dostları Rumeli kazaskeri Atıfzade Ömer Hüsamettin Efendi tarafından himayesine alınmıştır. İlk öğrenimini Bursa ve İstanbul’da yaptıktan sonra Harbiye’ye girmiştir. Çok başarılı bir öğrenci olan Ahmed Cevad, Mekteb-i Harbiye’den 1869 yılındaki mezuniyetinden sonra Mekteb-i Erkân-ı Harbiye’ye alındı ve 1871 yılında birincilikle mezun oldu.
Kısa zamanda terfi ederek 1871 yılında Kolağalık rütbesine yükseldi. Askeri görevlerinin yanı sıra “El-Ma’lûmâtü’l-Kâfiye fî Ahvâl-il-Memâlik-il-Osmâniyye” adlı eseri yazarak Sultan Abdülaziz’e sundu ve bu çalışmasından dolayı Binbaşı rütbesine terfi ettirildi.
93 Harbi’nde Tuna ordusunda görev aldı. Cephedeki başarıları nedeniyle çeşitli nişanlarla ödüllendirildi ve Şubat 1878’de miralay rütbesine terfi ettirildi.
1880 yılında Erkan-ı Harbiye Dairesi Altıncı Muhaberat-ı Umumiye şubesinde göreve başladı. Resmi ordu gazetesi olan Ceride-i Askeriye’nin yazı işleri müdürlüğünü yaptı; dergide kendi yazıları da yayımlandı. Bir yandan da Ekim 1879 tarihinden itibaren “Yadigâr” isimli bir dergiyi yayınlamaya başladı. On beş günde bir çıkarılan bu dergi; fen, sanayi, coğrafya, tarih, ahlak gibi konularda yazılar yayımlamaktaydı.
1881 yılında yazı işleri müdürlüğü görevine ek olarak; 93 Harbi sonrasında imzalanan Berlin Antlaşması gereği Osmanlı Devleti ile Yunanistan, Sırbistan, Rusya arasındaki sınırları belirlemek için oluşturulan komisyonlarda görev aldı.
93 Harbi’nden sonra Berlin Antlaşması ile bağımsızlığını elde eden Karadağ’a (Çetine’ye) 1884 yılında elçi olarak tayin edildi ve bu göreve giderken Mirliva (Tuğgeneral) rütbesine terfi etti ve Paşa oldu. Burada dört yıl kalan Paşa, ülke içinde Prens Nikola’nın davetlisi olarak Sultan Abdülhamid’in izniyle yurt gezilerine katıldı. 1884 yılının Mayıs ayında çıktıkları ve bir ay süren seyahatin ardından, gözlemlerini ve seyahatnamesini bir lahiya olarak Sultan Abdülhamid’e sundu. Görevi müddetince Osmanlı-Karadağ ilişkilerine büyük katkı sunmuştur. Görevi sırasında rahatsızlanması sebebiyle Viyana’ya gitmek için izin istediyse de, yeni bir göreve atanmak üzere İstanbul’a gelmesi emrolundu.
Sultan II. Abdülhamid’in dikkatini çeken ve takdirini kazanan Cevad Paşa, dönüşünden sonra İstanbul’da Teftiş-i Askerî Komisyonu üyeliğine getirildi. Girit’teki karışıklıklar üzerine Girit fevkalade kumandanlık ve vali vekilliğine tayin edildi. Göreve geldiğinde adanın tarihi, coğrafi, sosyal durumu hakkında bir layiha hazırlayarak padişah II. Abdülhamid’e sundu; isyanın sebebi olarak Hristiyan halka aşırı imtiyazlar tanınmasını gösterdi. İki yıl süren valiliği sırasında adadaki Müslüman ve Hristiyan halk arasında huzur ortamı oluşturmak için yoğun çaba harcadı. Buradaki başarısına karşılık 40 yaşında Müşir (Mareşal) rütbesine yükseltildi.
Girit valiliğinde gösterdiği başarı üzerine 1891 yılında da sadrazam olarak atandı ve bu görevi dört yıl sürdürdü. Üç yılı aşkın sadrazamlığı esnasında takip ettiği siyaset, iç ve dış barışı korumak oldu. Sadrazamlığı sırasında daha çok Ermeni olayları ve bu olayların yarattığı diplomatik sorunlar ile uğraştı. Kendi kararlarının kabul edilmesi konusunda aşırı ısrarcı olan Paşa, 1894 yılında sadrazamlıktan azledilerek Nişantaşı’ndaki evinde ikamet etmeye mecbur edildi.
Girit’te yeniden karışıklıkların çıkması üzerine eski sadrazam Cevad Paşa “Girit Fırka-i Askerîye” kumandanlığına atanarak 1897 yılında adaya gönderildi. Girit’te Avrupa devletleri tarafından özel bir yönetim tarzının empoze edileceği anlaşılınca, bu arada Almanya İmparatoru Kayzer II. Wilhelm’in Suriye ve Filistin’e seyahat yapması kesinleşince, Cevad Paşa Kayzer’in mihmandarlığına getirildi; yerine Ferik Osman Nuri Paşa atandı.
İstanbul’a gelip Kudüs’e kadar uzanan bir seyahat yapacak olan İmparator II. Wilhelm’in seyahatinin güvenliği için gerekli önlemleri almakla görevlendirilen paşa bu görevi başarılı bir şekilde yerine getirdi; İmparator 16 Kasım 1898 tarihinde seyahatini tamamladı. Görevinin ardından İstanbul’a dönmesine izin verilmeyen paşa, 5. Ordu Komutanı (Orgeneral) olarak görevlendirildi.
5.Ordu Komutanı olarak görev yaptığı Şam’da rahatsızlanan paşa, doktorların verdiği raporla İstanbul’a geldi ve 1900 yılında vefat etti. Fatih’te anne ve babasının mezarlarının bulunduğu Emir Buhari Camii haziresine defnedildi. 1901 yılında Mimar Kemaleddin tarafından mezarının bulunduğu yere bir türbe inşa edildi.
Sadrazamlığı esnasında Babıali bahçesinde memurların boş zamanlarında kitap okumaları için yaptırdığı kütüphane bugün de “Cevat Paşa Kütüphanesi” adıyla anılmakta olup, Başbakanlık Osmanlı Arşivleri’nin bir deposudur. Sadrazamlığı sırasında Arkeoloji Müzesi’ne hediye ettiği kişisel kitaplığı müze kütüphanesinin çok değerli bir koleksiyonunu oluşturur.
Eserleri
Ma‛lumatu’l-Kafiye fi-Memaliki’l-Osmaniye: Osmanlı Devletinin kara ve deniz kuvvetleri, coğrafyası, yeryüzü şekilleri gibi konularda bilgiler içerir. Askeri liselerde Abdülaziz devrinde ders kitabı olarak okutulmuştur.
Tarih-i Askeri Hulasası: 1700 yılına kadar gerçekleşen ünlü savaşlar hakkında bilgiler içerir.
Fabre, Sema yahut kozmoğrafya: yeryüzünün ölçülmesi, aya seyahat, yeryüzünün aydan görünüşü gibi konular içeren çeviri bir eserdir.
Tarih-i Osmani: Osmanlı Devleti’nin kuruluşundan Niğbolu Savaşı’na kadar geçen olayları anlatır.
Mısır Mesalihine Dair İradat-ı Seniyye: Mısır işlerine dair 1839-1894 arasında çıkmış irade-i seniyyeler.
Mecmu’atu’s-Sanayi: Kimyanın Sanayiye uygulanması ile ilgili bir eser.
Yadigâr: 15 günde bir çıkan Yadigar dergisinde yayımlanmış yazıların bir araya getirildiği eserdir
Tarih-i Askeri Osmânî: Osmanlı İmparatorluğu’nda meydana getirilmiş çeşitli askeri kurumlar, 1826 yılına kadarki önemli savaşlar hakkında bilgi veren eserdir. Ahmet Cevat Paşa, 10 cilt içinde 20 eser yazmayı planlamıştı. 3 cilt içinde 5 kitap yazabildi, bunlardan yalnız Yeniçeriler e ait olan birinci cildi basılmıştır. Ayrıca kıyafetleri ve devrin silah ve teçhizatını gösteren albümü Paris’te basılmıştır.
Hocamız tarafından verilen projemiz için önce belirli kurallar belirlendi. 2 kişinin yaşayabileceği bir mekan olmalıydı. Su yok, elektrik yok, doğalgaz yok Yemek pişirme ve yeme alanları bulunmalıydı. Uyuma ve dinlenme alanları olmalıydı. Elbise, eşya vs. depolamak için depolama alanları bulunmalıydı. Isınmak için bir yer yapılmalıydı. Ormanlık alanın içinde olacak olan kulübemiz için doğal malzemeler kullanılmalıydı. Yol yoktu. Sadece yakınından dere geçiyordu. Temizlik için banyo ve wc bölümlerine depo sistemi ile şu verilebilecekti.
Eskiz ve karalama kağıdımız…
Yukarıdaki hususları göz önüne alarak oluşturduğumuz planda öncelikle bir veranda olmasını istedik. Böylece veranda dinleme alanımız olacaktı. Merdivenle çıkılan veranda dan geçtikten sonra kulübemize giriş yaptığımız da hemen sağımızda bir şömine ve önünde oturma alanı, onunda sağında giysi dolabımız, dolabımızın karşısında yatağımız(yatak kalın ahşap bir plaka üzerine yerleştirilerek hem doğala uyumlu, hem de zeminden ayrıştırılarak haşereden uzak kalması sağlandı.)yatağımızın solunda wc ve banyo, hemen yanında yemek masamız ve masamızın yanında yiyecek dolabımız bizleri karşılamaktaydı.
Kulübemizin temelini taş zemin üzerine sıralı kalsalar döşeyerek yaptık. Orman içinde tasarladığımız kulübemiz böylece zeminden nem ve rutubet almayacaktı. Taş zemin için dereden toplanan irili ufaklı taşlar kullanıldı. Kalaslar için ormandan kesme iznimiz olan ağaçlar kesildi. Ahşap zemin döşemesi de bu kalasların üzerine yapıldı.
Kulübemiz tamamen birbirine geçme sistemi kullanılarak kütüklerden oluşturuldu. Böylece kimyasal yapıştırıcılara ve çivi veya vida gibi sistemlere de gerek kalmadı. Kütükler yine kesme iznimiz olan ağaçlardan elde edildi.
Işık alması ve temiz havanın içeride rahat dolaşabilmesi için 4 adet pencere sistemi kullanıldı. Pencerelerden biri yemek yeme alanına ferahlık katmak için masanın önüne, diğeri veranda dan iletişim olabilmesi için şöminenin yanına, diğer ikisi ise yatağın baş ucuna ve yanına konuldu. Böylece sabah gün ışığından faydalanmaları sağlandı.
Çatı sistemi ise sıralı kalaslar kullanılarak yapıldı.
Eserimizi ortaya çıkarmadan önce, oluşturulmuş bir vitray deseni seçtik.
Daha sonra referans aldığımız resmin siyah beyaz halini elde ettik.
Siyah beyaz görseli baz alarak aydınger kağıdı kullanarak tüm çizimi aydınger kağıdına aktardık. Aktarma işlemini yaparken çizimde değişiklik yapmak istediğimiz bölümleri revize ettik.
Çizimimizi aydınger kağıdına aktardıktan sonra, iğne yardımıyla çizgilerin üzerinden sıra sıra iğneyi batırarak, delerek kağıtta referans şekil boyunca delikler oluşmasını sağladık.
Cam olarak 50×70 boyutunda kumlanmış ve 50×70 kumlanmamış cam kullandık. Öncelikle deldiğimiz aydınger kağıdını 50×70 boyutundaki kumlanmış camın üzerine yapıştırdık.
Küçük bir kesenin içinde çizim kömürünü ezerek toz haline getirdik ve yapıştırdığımız aydıngerin üzerine keseyi kullanarak kömürü tüm çizime yedirdik. Böylece deliklerden geçen kömür tabakası cam üzerinde referans şeklimizin oluşmasını sağlamış oldu. Kömür tabakasının cam üzerinde dağılmaması ve bozulmaması için üzerine fixative sıkılarak şekil sağlamlaştırıldı.
Çizim ve sabitleme işlerimiz tamamlandıktan sonra vitrayımızı dilediğimiz gibi boyuyoruz. Biz “deka” marka cam boyası kullandık.
Boyama işlemimiz tamamlandıktan siyah cam boyası ile kontürlerimizi çekiyoruz.
Bütün işlemlerimiz tamamlandığında parlak camı köşelerine zank sıkarak kumlu camın üzerine yapıştırıyoruz.