Tarih/Hürrem Sultan

Hürrem Sultan
Gerçek Adı : Alexandra Anastasia Lisowska
Avrupada Bilinen Adı : Roxalane veya La Rossa
Haseki Sultan
Hüküm süresi1534 – 15 Nisan 1558
Osmanlıca Adı : خُرَّم سلطان
Doğum1502–06
Rutenya, Lehistan Krallığı
(Bugün: Rohatyn, Ukrayna)
Ölüm15 Nisan 1558 (52/56 yaşında)
İstanbul, Osmanlı İmparatorluğu
DefinKanuni Sultan Süleyman Türbesi, Fatih, İstanbul
Eş(ler)iI. Süleyman
Çocuk(lar)ıŞehzade Mehmed
Mihrimah Sultan
Şehzade Abdullah
II. Selim
Şehzade Bayezid
Şehzade Cihangir
HanedanOsmanlı Hanedanı
DiniDoğumunda Ortodoks, daha sonra İslam

Hürrem Haseki Sultan, Süleyman Han’ın nikahlı eşidir. Osmanlı Hükümdarlığı’ndaki nikah kıyılan ilk hatundur. Renkli hayatı ile efsaneleştirilmiş; zekası, cesareti, ihtiraslarıyla ün salmış bir hanım sultandır. Hayatı romanlara, tiyatro oyunlarına, opera eserlerine konu olmuştur. Devlet işlerinde etkin rol oynayarak Osmanlı İmparatorluğu’nda ”Kadınlar Saltanatı” denilen devri başlattığı kabul edilir. Osmanlı sarayına gelene kadar olan hayatı hakkında kesin bir bilgi yoktur. Lehistan Krallığı sınırları içerisinde bulunan Rutenya’da 1504 yılında doğduğu rivayet edilir. Tatar akıncılar tarafından 1520 tarihinde 20’li yaşlarında Rutenya’dan kaçırıldığı, Kırım Hanı’nın himayesine girdikten sonra Osmanlı sarayına sunulduğu tarihçiler ve yazarlar tarafından kabul görmüş bir rivayettir. 16. yüzyıl kaynaklarına göre kızlık ismi bilinmiyordu. Ama daha sonraki kayıtlara göre (mesela 19. yüzyıl Ukrayna ilk kayıtlarına göre -Anastasia– kısaca Nastia– Polonyalıların geleneğinde, Aleksandra Lisowska olarak bilinir. Genelde Hürrem Sultan ya da Hürrem Balsaq Sultan olarak bilinirdi. Avrupa dillerinde Roxolena, Roxolana, Rossa, Ruziac olarak biliniyordu. Türkçe’de Hürrem (Farsça kökenli خرم Hürrem), “neşeli” olan kişi ve
(Arapçada Kerime) “soylu” olan kişi anlamına gelir. Roxelana, onun gerçek ismi olmayabilir ama takma adı onun Ukraynalı soyuna ait olan (günümüze ait yaygın isim Ruslana) ve doğu slav ismi olan, Roxolany ya da Roxelany, şimdiki Ukrayna halkında 15.yy’dan sonra kullanılıyordu.

Hürrem Sultan’ın saraya gelişi ve Süleyman Han ile tanışması hakkında kesin bilgiler yoktur. Süleyman Han’ın şehzadelik sırasında veya padişahlığının ilk senesinde Harem’e girdiği düşünülür. Hürrem Sultan, Tatarlar tarafından Dinyester üzerinde Lvov yakınındaki yaşadığı yerden esir alınmıştır. Daha sonra hangi yollarla hareme alındığı bilinmemektedir. Bazı tarihçiler Süleyman Han’ın Manisa’da sancakbeyliği yaptığı sırada haremine girdiğini, bazı tarihçiler ise Süleyman Han tahta geçtikten sonra haremine dahil olduğunu savunmaktadır. Hürrem Sultan’ın kesin doğum tarihi bilinmemekle birlikte, hareme dahil oluşunun 14-17 yaşları arasında olduğu düşünülmektedir. Hürrem Sultan saraya getirildiğinde Süleyman Han’ın Manisa valisi iken birlikte olduğu Mahidevran Sultan’dan ”Mustafa” isimli bir oğlu vardı. Sarayın en nüfuzlu kadını padişahın annesi Ayşe Hafsa Sultan, ikinci derece nüfuzlu kadın Mahidevran Sultan idi. Hürrem saraya girdikten sonra Süleyman Han ile ilişkisinden 1521’de ”şehzade Mehmed” dünyaya geldi. ve böylece Hürrem Sultan saraydaki en nüfuzlu üçüncü kadın durumuna geldi. Hürrem Sultan kısa sürede hünkarın gözdesi haline gelmiştir. Süleyman Han, daha önceki padişahların cariyelerle nikah kıymama geleneğini yıkarak, Hürrem Sultan’a nikah kıymıştır. Bununla ilgili pek çok rivayet mevcuttur. Hürrem Sultan’ın Süleyman Han üzerindeki nüfuzu, çağında onun padişaha büyü yaptığı söylemlerine neden olmuştur. İki Haseki arasındaki rekabet, bir gün kavgaya dönüşmüştür. Hürrem Sultan bu kavgayı çeşitli entrikalarla lehine çevirmiştir. Pek çok yazara göre bu olaydan sonra gözden düşen Mahidevran Sultan, 1553’de Manisa valiliğine atanan oğlu Şehzade Mustafa’nın yanına gönderilmiştir ve Hürrem Sultan, onun yerini almıştır. Hürrem Sultan’ın sarayda pozisyonu, Süleyman Han ile nikahı sayesinde daha da arttı. Hürrem Sultan, Şehzade Mehmed’in doğumundan sonra Süleyman Han ile görkemli bir düğün yapılarak evlendi ve aralarında nikah kıyıldı. Kesin tarihi belli olmamakla birlikte Haziran 1534’de veya daha erken gerçekleştiği düşünülen düğün, Hürrem Sultan’ı, Süleyman Han’ın mesruresi yapan, Osmanlı Geleneklerine aykırı düşen önemli ve devrimci bir hareket olarak değerlendirilir. Bu nikah ile Hürrem, Osmanlı tarihinde padişah tarafından nikahlanan ilk cariye oldu.

Mahidevran ile Hürrem arasındaki mücadele, Mahidevran Sultan’ı tuttuğu düşünülen ve oğlu üzerinde büyük nüfuzu olduğu söylenen Valide Hafsa Sultan’ın 1534 yılındaki ölümü ile Hürrem’in saraydaki etkisi daha da artmıştır. Fakat Valide Sultan’ın ölümünden sonra Mahidevran Sultan, veliaht annesi olduğu ve Şehzade Mustafa’nın tahta çıkmasına kesin gözle bakıldığı için Valide Sultanlığa hazırlanmaya başlamıştır. Hürrem Sultan, İstanbul’da günümüzde onun adıyla anılan Haseki semtinde, Mimar Sinan’a Haseki Külliyesi’ni yaptırmıştır. 1538-1550 yılları arasında inşaatı tamamlanan külliyenin içinde bir hamam, medrese ve hastane bulunmaktadır; onun ilk ve en önemli hayratlarındandır. Günümüzde T.C. Sağlık Bakanlığı Haseki Eğitim ve Araştırma Hastanesi olarak tanınan bu hastane Türkiye’de kesintisiz hizmet vermekte olan en eski hastane olma özelliğini taşır. Hürrem Sultan ayrıca Ayasofya Camii civarında yardıma muhtaç ve fakirlerin karnını doyurmak için bir mutfak yaptırmıştır. Kabe’de, Sam’da, Bağdat’da, Konya’da, Kudüs’de, Edirne’de Hürrem Sultan adına çeşitli eserler yapılmıştır. Hürrem Sultan, Şehzade Mehmed’den sonra Selim, Beyazıt, Cihangir adlı 3 şehzade ve Mihrimah adlı bir kız çocuğu daha dünyaya getirmiştir. Çocuklarını büyütürken ileride oğullarından birinin tahta geçmesi için önlerindeki engelleri kaldırma mücadelesi vermiştir. Oğullarını tahta varis yapmayı başaran Hürrem Sultan, Valide Sultan olamadan 15 Nisan 1558’de (Sultan Süleyman’dan yaklaşık 8 yıl önce) İstanbul’da hayatını kaybetmiştir. Son senelerini hastalığı sebebiyle rahatsız geçiren Hürrem Sultan, son kısmını Süleyman Han ile birlikte Edirne’de geçirmiş; rahatsızlığı artınca İstanbul’a dönmüştür. Büyük bir cenaze töreninin ardından Süleymaniye Camisi avlusuna gömüldü. Mezarı üzerine türbesi eşi Kanuni Sultan Süleyman tarafından yaptırıldı. Süleyman Han’ın Hürrem Sultan’a büyük bir aşkla bağlı olduğu, ona yazdığı şiirlerden açıkça anlaşılmaktadır. Hürrem Sultan, da padişah seferleri sırasında mektuplar göndermiş, bu mektuplar günümüze kadar ulaşmıştır. Süleyman Han da gittiği yerlerden Hürrem Sultan’a mücevher, kumaş ve kürk gibi hediyeler ve bazı zamanlar da sakalından bir tel gönderirmiş.

TİZİANO VECELLİO’NUN ‘’LA SULTANA ROSSA’’ ADLI TABLOSU

HÜRREM SULTANIN TOPKAPI SARAYINDA BULUNAN YATAK ODASI

Hürrem Sultan, döneminde hiçbir padişahın eserinde görülmemiş şekilde dış siyasetle ilgilenmiş, diplomatik yazışmalar yapmıştır. Süleyman Han’ın padişahlığının ikinci senesinde Rodos Sovalyeleri’ne karşı Rodos seferinin açılmasını teşvik ettiği ve sonraki yıllarda İran seferlerine destek verdiği düşünülen Hürrem Sultan, 1548’de Süleyman Han İran seferinde iken Lehistan tahtına çıkan yeni krala tebrik mektubu yazmış, hediyeler göndermiştir.

HÜRREM SULTAN’IN 1549 YILINDA LEHİSTAN KRALI VE LİTVANYA BÜYÜK DÜKÜ II.ZYGMUNT AUGUST’UN TAHTA ÇIKIŞINI TEBRİK ETMEK İÇİN GÖNDERDİĞİ MEKTUP

Hürrem Sultan’ın devlet işleri ile daha yakından ilgilenebilmek için Harem’i Eski Saray’dan Topkapı Sarayı’na taşıdığı düşünülür ve bu olay, Hürrem’in önemli devrimci hareketlerinden birisi olarak kabul edilir. Eski saraydan göçün kesin tarihi bilinmemektedir. Eski sarayda 25 Ocak 1541 gecesi çıkan yangından sonra Harem halkının bir kısmının Topkapı Sarayı’na taşındığı ve harem protokolünün başladığı düşünülmektedir.

ALMAN BAROK RESSAM ANTON HICKEL’IN “ROXELANA VE SULTAN” TABLOSU (1780)

HÜRREM SULTAN’IN DOĞDUĞU YER OLDUĞU SANILAN UKRAYNA’NIN ROHATYN KENTİNDEKİ HÜRREM SULTAN ANITI

HÜRREM SULTAN’IN SÜLEYMAN HAN’A YAZDIĞI MEKTUPLAR

Kanuni Sultan Süleyman Han’a olan askıyla Osmanlı tarihinde önemli bir döneme imza atan Hürrem Sultan’ın, Süleyman Han sefere gittiği dönemlerde kaleme aldığı yedi mektup, ”Sultanların Askı-Ask-ı Selatin” adlı sergide sergilenmiştir. Sergiyi, açıldığı ilk 2 günde 23 bin 580 kişi ziyaret etti. Başbakanlık Osmanlı arşiv uzmanlarından Şefik Kanyılmaz, Rıfat Varol, Orhan Özdil, Eyüp Aşık ve Mustafa Özbek’in yaptığı araştırmalar sonunda derlenen ve günümüz Türkçesi’ne çevrilerek 70 x 100 cm ebatında fotobloklara basılan mektuplar, geçtiğimiz yıllarda Sultanların Askı-Ask-ı Selatin adlı sergide sergilendi.

HÜRREM SULTAN’IN SÜLEYMAN HAN’A YAZDIĞI MEKTUP

KANUNİ SULTAN SÜLEYMAN’IN HÜRREM SULTAN’A YAZDIĞI MEKTUP


HÜRREM SULTAN’IN SULTAN SÜLEYMANA YAZDIĞI VE TOPKAPI SARAYI ARŞİVİNDE BULUNAN MEKTUPLAR

Sultanım, Padişahım
Dualarım, o güzel yüzünüz ve bir bakışıyla bütün dertlerimi yok eden güzel gözleriniz içindir. Her an hasretinizle inleyen ve ancak size kavuştuğunda huzur bulacak olan bu kulunuzun duaları inşallah kabul buyurulur. Hasret acısıyla kıvranan ve çektiği ızdıraplar yüzünden perişan olan bu çaresiz kulunuzdan bu değersiz sızlanmaları kabul ediniz. Ben sadece sizin yanınızda huzur bulabiliyorum. Sizin yanınızda olmaktan duyduğum mutluluğu anlatmaya kalemler yetmez. Sizinle birlikte olduğumuz anların hatırası, sizin yanınızda geçirdiğim günlerin anısı, bu miskin gönlünde hep yaşamaktadır. Hiç olmazsa sizinle yaşadıklarımız, sizinle ortak anılarımız sayesinde, biraz olsun teselli bulabilmekteyim. Esen rüzgarlar, çektiğim acıları size ulaştırsa, anlarsınız ki kulunuzun durumu feryat ve figan eden bülbül gibidir. Sizden ayrı kaldığımda dermanım, takatim kalmıyor. Kimse acılarımı dindiremiyor. Gamla dolu gönlümü görseniz, ayrılık acısıyla inleyen bir ney gibi hasta ve perişan olduğumu hemen anlarsınız. Ömrüm, azizim, sultanım, Allah’tan tek dileğim ve yüreğimin biricik arzusu, size tekrar kavuşabilmek ve ışık saçan yüzünüze bir defa daha bakabilmektir. Artık bir daha ayrılık olmasın. Rabbimden elbette dilerim ki benim sultanım, candan ve gönülden sevdiğim şahım, dünyada ve ahirette hep mutlu olsun. Düşmanlarına karşı daima zaferler kazansın. İyi biliyorum ki benim sultanım, bu kulunu, kaderin cilvesi ile gördü ve sevdi, bu kuluna mutluluk ve huzur ihsan etti. Bu cariyesinin gözyaşlarını dindirip sevindirdi. Sultanım sayesinde doğru yolu bulup iman ettim. Bu yüzden, mutlu olacağım gün, sadece size kavuşacağım gündür. Size, gözyaşlarımı damlattığım bir elbise gönderdim. Hatırım için giyesiniz. Sultanım, saray halkının ve oğullarınızın çok selamları vardır. Herkes ayağınıza yüz sürmeyi murad eder. Bundan başka her iki cihanda mutluluğunuzu dilerim sultanım.
FAKİR VE HAKIR CARİYENİZ HÜRREM

MEKTUP 1526 TOPKAPI SARAYI MÜZAESI NO : E.5426


Yüzümü yere koyup kapandığım sultanım hazretleri, benim güneşim ve mutluluk kaynağım, ayrılık acısıyla ciğeri kebap olmuş, gecesi gündüzüne karışmış, hasret denizinde boğulmuş bu çaresiz kulunuzun halini sorarsanız, biliniz ki sultanımdan ayrı kaldığım için inleyen, feryat ve figan eden bir bülbül gibiyim. Allah, çektiğim bu acıyı kimseye yaşatmasın. Hassaten bir buçuk aydır sizden haber alamıyordum. Allah’ım şahidimdir, sabahlara kadar ağlıyordum. Ne yapacağımı şaşırmıştım. Gözlerim kapılarda, sizden gelen bir haber var mıdır diye beklemekteydim. Çünkü şükür, zafer haberiniz ulaştı da sevince boğuldum. Bu müjdeli haberler üzerine burada şenlikler yapıldı, herkes mutlu ve sevinçli oldu. Hızır ve İlyas hazretleri, memleketler alan yedi iklimi fetheden sultanıma daima yardımcı olsunlar. Cümle enbiyalar ve evliyalar sana destekçi olalar. Sultanımdan tek isteğim bir an önce bu kuluna dönmesidir. Sultanım dönsün ki ayağına yüzümü sürebileyim. İnşallah dönüşünüz kısa bir sürede mukadderdir. Kulunuza bir miktar hediye göndermişsiniz. Var olun sultanım. Sizin hediyeniz, bize canımız kadar kıymetlidir. İstanbul’dan soracak olursanız sultanım, salgın hastalık hala devam etmektedir. Fakat eskisi gibi fazla etkin değildir. İnşallah sultanım dönene kadar tamamen yok olur. Sultanım, cevabınızı lütfen çabuk gönderiniz. Yemin ederim ki, sizden haber almadan bir iki hafta geçtiğinde, tüm alemi karışıklıklar kaplıyor. Şehirde de karışıklıklar çıkıyor. Sanmayın ki sadece kendim düsünürüm. Halkınız da haber gelmesini gözler. Yanınızda bulunan oğullarınıza da çok selam ederim. Hepsinin gözlerinden öpüyorum. Buradaki oğullarınız da size selam ederler. Hürmetle ellerinizden öperler sultanım. Saray halkının da selamları vardır. Kabul buyurunuz sultanım.

MEKTUP 1535’LER TOPKAPI SARAYI MÜZESI NO: E.5038


Bu çirkin yüzümü ayaklarına sürdüğüm, canımın içi sultanım hazretleri, Çok şükürler olsun Allah’a mübarek mektubunuz bize ulaştı. Ulaştı ki gözlerimiz nurla, gönüllerimiz sevinçle doldu. Hak’tan, sizi bir daha benden hiç ayırmamasını dilerim. Rabbim yeniden sizi görebilmeyi nasip etsin. Benim canımın paresi, ömrümün hasılı, devletli sultanım; mektubunuzda sağlığınızın iyi olduğundan da bahsetmişsiniz. Allahım’a binlerce şükürler olsun. Rabbim seni hatalardan, kusurlardan saklasın. Ben aciz kulunuzu sorarsanız canım sultanım, ne gecem gece, ne gündüzüm gündüzdür. Sizin gibi bir padişahtan ayrı kalmak beni mahvetmiştir. Vallahi ayrılık acısından yanıp bitmişim. Vallahi dünyada tek dileğim size tekrar kavuşabilmektir. Yoksa benim ızdırabımı anlatmaya ne söz kafidir ne de kalem. Bir daha görmek nasip olur mu ki sizi ? Bir kere daha sürebilsem yüzümü ayağınıza keşke. Beni unutmanızdan korkarım devletli sultanım. Eğer beni unutursanız biliniz ki o gün ben ölürüm. Tek ihtiyacım olan şey beni hatırlamanızdır sultanım. Kimselere nazar etmeyiniz. Ben zaten sizden uzak olmakla perişanım. Yanmışım bu derdin ağırlığıyla. Ne olur bu kulunuzu daha fazla yakmayın. Ah benim canımın parçası devletli sultanım, sayenizde yaptırmakta olduğum hamam konusunda emirler göndermişsiniz. Vallahi o kadar sevindim ki, bilemezsiniz. Ancak elimdeki tüm paramı bu ise harcadım. Kendime harçlık bile kalmadı. Fakat tek muradım bu işin tamamlanmasıdır. Bundan başka çocuklarınızı sorarsanız, çok iyilerdir. Sizin eteğinizi öpmeyi dilerler. Cihangir oğlunuzun omuzundaki rahatsızlık da iyileşti çok şükür. Yine de dualarınızı eksik etmeyiniz. İnşallah sultanımın kılıcı daima galip gelir ve düşmanlarını kahreder. Bunun dışında tüm kullarınız size selam ederler sultanım.

MEKTUP 1535’LER TOPKAPI SARAYI MÜZESI NO: E.6056


Canımın parçası Sultanım, Sana kavuşabilmek için sabahlara kadar dua etmekteyim. İçimi yakan dudaklarına bir daha dokunabilir miyim diye avazım çıktığı kadar Allah’a yalvarmaktayım. Biliyorum, şu an Allah adına seferdesin. Zafer kazanmak ve cihadı yüceltmek için yollardasın. Muvaffak olmanı dilerim. Fakat sana kavuşmak en büyük dilegimdir. Sen, gamlı, kederli yüreğimin tek ilacısın. Gönlüm, ancak senin yanında huzur bulabilir. Bu kölen, sinesinden fıskıran özlem dolu yüzbinlerce yanık yakarısı sana arz eder. Bu çaresiz kulun, senin akarsı en ufak bir kusur işlemişse, kıyamet günü Allah bunun hesabını sorsun. Benim yüzümden en ufak bir üzüntüye düştüyseniz, rahatım zahmete, varlığım yokluğa ve sağlığım çevrilsin. Eğer böyle bir şey yapmışsam, kahrımdan perişan olup inim inim inlemek bana revadır. Tek dileğim size tekrar kavuşmaktır. Size kavuşmuş olmaya, ömrüm, canım, her şeyim feda olsun. Yeter ki sizi yeniden görmek müyesser ola. Allah’tan dileğim sizi benden hiç ayırmamasıdır. Sizin ömrünüze benim ömrümü de katsın ki Hak emrinin bizi ayırdığına şahit olmayayım. Yusuf yüzlü sultanım, benim yüzümden asla keder çekmesin. Çektiğim ayrılık acısını anlamak isteyen varsa, Yusuf peygamber kıssasını okusun. O zaman bana hak verirler. Mübarek yüzünüzü tekrar görmek arzusuyla çektiğim ızdırapı bu kalemler ifade etmeye kâfi gelmiyor. Şu anda derdimi tam olarak anlatmaya hiçbir şey mükâbir değil. Çektiğim acıları ancak sizden gelecek bir haber, ağzınızdan çıkacak küçük bir söz dindirebilir. İşte ancak o zaman Allah’a sonsuz şükürler sunarım. Sizden gelen mektuplar, sevinçten beni ağlatıyor. Çünkü o mektuplarda gönlümü alan sözleriniz var. O sözlerle içimi süslüyor ve gönlümü, arzuladığım her şeyi bulacağım bir hazineye çeviriyorsunuz. Benim gözümün nuru sultanım, hiçbir gecem yoktur ki ayrılık acısıyla çıkardığım ahlardın dünya yanmasın, hiçbir günüm yoktur ki yüzünüzü hatırladıkça attığım feryatlardan yıldızlar parçalanmasın. Gündüzümü geceye çevirdin ey ay yüzlüm, senden ayrılmak çok zor, ah bu ayrılık, vah bu ayrılık. Biliyorsunuz, ben ancak dolunay gibi aydınlık saçan ışığınızla saadet bulabilirim. Ben, güneşinden uzak düşmüş bir yıldız gibiyim sizden uzaktayken. Sizden ayrı kaldığımda hiç ışığım kalmıyor. Biliniz ki, sizden uzakta çok müskil durumdayım sultanım. Yüreğime düşen dert çok ağır sultanım. Benim sultanım, ayrılık acısını ne kadar anlatsam bitmez. Siz de bu kulunuzu mektupsuz bırakmayınız. Hiç olmazsa birkaç satır kelamınızla avunurum. Elbette size daha çok şey yazmak muradındayım. Fakat bu kadarına gücüm ancak yeter. Sizden gelen mektubunuz okunduğunda ben dahi gözyaşları içinde kalıyorum. Oğulların Selim ve Abdullah da bu halime kendi gözyaşlarıyla eşlik ederler. Saray halkının ve oğullarının sana çok selamları vardır. Mektubunuzda vezirlerinizden birine küskünlüğüm olup olmadığını sorarsanız. Bu konuda bir kerecik beni dinlerseniz gerçeği anlarsınız. Paşa kullarınıza da selamlar ederim. Ayrıca size eşlik eden oğlunuz Mustafa’ya da selamımı iletiniz. İki dünyada da huzur bulmanız dileğiyle…
FAKIR VE HAKIR CARIYENIZ HÜRREM


MEKTUP 1540’LAR TOPKAPI SARAYI MÜZESI NO: E.5662

Yüzümü ayaklarına sürdüğüm sultanım hazretleri, Gözümün nuru ve mutluluk kaynağım olan sultanımın mektubu bize ulaşmıştır. Çok şükür, gözlerimiz aydınlandı ve içimiz huzur doldu. Allah daima yardımcın olsun. Mübarek mektubunuzda ayağınızdan rahatsız olduğunuzu yazmışsınız. Vallahi huzurum kaçtı, durmadan ağladım. Rabbim, sultanıma sağlıklar versin. Onu hatalardan ve kusurlardan uzakta tutsun. Bu rahatsızlığa sebep nedir acaba? Benim canım sultanım, bu kadar yeterlidir. Ne olur artık geri dönünüz. Bu uzun sefer belli ki sizi yormuş dur. Bu zahmete artık son veriniz sultanım. En kısa sürede dönmenizi murad ederim. Lütfen sağlığınızdan tez vakitte beni haberdar ediniz. Rahatsızlığınızı öğrenmek, beni o kadar üzdü ki bilemezsiniz sultanım. Bundan başka, bu ayrılık ateşinde kavrulan köleniz soracak olursanız Allah’ın inayeti ve sultanımın hoşluğundan başka arzum yoktur. Allah’tan tek dileğim, sultanımın muvaffak olması ve yine geriye dönüp ayağıma yüzümü sürmeye fırsat vermesidir. Allah bilir, sultanıma karşı duyduğum arzuyu, kaleme anlatmak mümkün değildir. Sultanımdan ayrı kaldığım zamanlar çektiklerimi Allah’tan başka kimse bilemez. Benim sultanım, yanınızda bulunan oğullarıma selam ederim. Buradaki kullarınız da sizlere çok selam eder ve mübarekelerinizden öperler.

MEKTUP 1545’LER TOPKAPI SARAYI MÜZESI NO: E.5859


Ayrılığın verdiği sonsuz hasretle selamlar eder, mübarek ellerinizden öperim. Hasretinizle yanmış bu cariyenizi sorarsanız, çok şükür iyiyim. Şu an İznik yakınlarındayım. Burada Hac’dan dönen bazı hacılarla karşılaştım. Onlarla size mektup gönderiyorum. Tek muradım, sizin sağlık ve iyilik haberlerinizi almaktır. Lütfen durumunuzu bana bildiriniz. Sizden ayrı kalmakla zaten perişan olan bu kulunuzu, bir de habersiz bırakmayınız. Allah’tan tek dileğim yeniden sizi görebilmek ve ayağınıza yüz sürebilmektir. Yanınızda bulunan oğluma da selam eder, gözlerinizden öperim. Buradaki oğlunuz da ellerinizden öper sultanım.

MEKTUP 1545’LER TOPKAPI SARAYI NO: E.11480


Canımın parçası, saadetli, sultanım hazretleri, Gönlümün derinliklerinden, yüreğimden içimden binlerce dua ve senalar eder, yüzümü ayaklarınıza bir kere daha sürmekten başka hiçbir muradım olmadığını bildirir ve mübarek ellerinizden öperim. Benim iki gözüm, yoluna kurban olduğum, devletli sultanım, Ümidim odur ki satırlarımı kabul buyurursunuz. Sağlığınızı ve ahvalinizi merak etmekteyiz. Ayağınızdan biraz sıkıntınız vardı. Şimdi nasılsınız? İnşallah daha iyisinizdir. Allah’tan tek dileğim, sağlığınızın iyi olması ve bütün kusurlardan uzak bulunmanızdır. Rabbim sizi hep sırger de Nuh Peygamber kadar uzun yaşarsınız inşallah. Benim padişahım, bunun dışında, yanınızda bulunan oğlumun gözlerinden öperim. Buradaki saray halkının cümlesi de ayaklarınızdan öper sultanım. Herkesin çok selamı vardır. Kabul buyurursunuz. İstanbul’u sorarsanız, şükürler olsun hiçbir sıkıntı yoktur. Herkes sultanımıza dua etmektedir. Ben de çok selam ederim sultanım.
KÖLENİZ CARIYENİZ HÜRREM

MEKTUP 1545’LER TOPKAPI SARAYI NO: E.5038


ÜÇ KITANIN HAKIMI KANUNI SULTAN SÜLEYMAN KITABINDAN;
Sultanım, Padisahım;Yüzümü yere koyup, mutluluk sıgınagı ayagınızın topraklarınızıöptükten sonra, benim devletimin günesi ve saadetimin sermayesi sultanım, eger buayrılık atesine yanmıs, cigeri kebap, sinesi harap, gözleri yas dolu, gecesi gündüzübelirsiz olan, hasret deryasına gark biçare, askınız ile müptela, Ferhat ile Mecnun’danbeter seyda kölenizi sorarsanız; ne zamandır ki sultanımdan ayrıyım, bülbül gibi ah uferyadım dinlemeyip, ayrılıgınızdan dolayı öyle bir halim var ki, Allah, kafir olankullarına dair vermesin.Benim devletlim, benim sultanım, özellikle, bir buçuk ayoldugu halde sizden bir haber gelmemesi yüzünden, Allah biliyor ki, hiçbir sekilderahatlık yüzü görmeyip, gece gündüz aglayıp, kendi hayatımdan el çekip, cihangözüme dar oldu.Ne yapacagımı bilmeden aglayıp gözyasları içinde gözüm kapılarıgözlerken, ol ferdü rabbü’l alemin, aleme rahmet eden subhan-ı Yezdan, cümle alemeinayet nazarın edip, fetih haberi ve müjdeli haberlerini yetistirdi ve bu haberi isitinceAllah biliyor ki, benim padisahım, benim sultanım, ölmüs idim can buldum.Benimsultanım, sehir hakkında soracak olursanız; simdilik henüz hastalık devametmektedir.Ancak önceki gibi degildir.Insallah Sultanım gelince, Allah’ın inayetiyle degeçer gider.Azizlerimiz, hazan yapragı dökülünce geçer derler.Benim sultanım, sık sıkmübarek mektubunuzu gönderirsiniz diye, tazarru ve iltimas ederim.Zira ki, billahyalan degil, bir iki hafta geçip de ulak gelmezse alem gulguleye gelir.Türlü türlü sözlersöylenir.Yoksa sadece kendi nefsim için istedigimi sanmayın.
HÜRREM

KANUNI SULTAN SÜLEYMAN HAN’IN HÜRREM SULTAN İÇİN YAZDIĞI GAZEL
Celîs-i halvetim, varım, habibim mah-ı tabanım Enîsim, mahremim, varım, güzeller sahı sultanım Hayatım hasılım, ömrüm, sarabı kevserim, adım Baharım, behçetim, rüzgârım, nigarım verd-i handanım Nesâtım, içretim, bezmim, çerâgım, neyyirim, sem’m Turuncu u nar u narencim, benim sem’-i sebistanım Nebâtım, sükkerim, genç, m, cihan içinde bir rencim Azizim, Yusuf’um varım, gönül Mısr’ındaki hanım İstanbul’um, Karaman’ım, diyar-ı milketi-i Rum’um Bedahsan’ım ve Kıpçağım ve Bağdad’ım, Horasan’ım Saçı varım, kası yayım, gözü pür fitne, binarım Ölürsem boynuna kanım, meded he namüsülmanım Kapında çünkü meddâhım, seni medhederim daîm Yürek pür gam, gözüm pür nem, Muhibbi’yim hoş halim!
MUHIBBI

TÜRKÇESİ
Benim birlikte olduğum, sevgilim, parıldayan ayım Can dostum, en yakınım, güzellerin sultanım Hayatımın, yaşamımın sebebi Cennetim, Kevser sarabım Baharım, sevincim, günlerimin anlamı, gönlüme nakşolmuş resim gibisevgilim, benim gülen gülüm Sevinç kaynağım, içkimdeki lezzet, eğlenceli meclisim, nurlu parlak ışığım, meselelerim Turuncum, narım, narencim, benim gecelerimin, visal odamın aydınlığı Nebatım, şekerim, hazinem, cihanda hiç örselenmemiş, el değmemiş sevgilim Gönlümdeki Mısır’ın Sultanı, Hazret-i Yusuf’um, varlığımın anlamı İstanbul’um, Karaman’ım, bütün Anadolu ve Rum ülkesindeki diyarı bedel sevgilim Değerli lal madeninin çıktığı yer olan Bedahşan’ım ve Kıpçakım, Bağdat’ım Horasan’ım Güzel saçlım, yay kaslım, gözleri ısıl ısıl fitneler koparan sevgilim, hastayım! Eğer ölürsem benim vebalim senin boynunadır, çünkü bana eza ederek kanıma sen girdin, bana imdad et, ey Müslüman olmayan güzelsevgilim Kapında, devamlı olarak seni meth ederim, seni överim, sanki hep seni övmek için görevlendirilmiş gibiyim Yüreğim gam ile, gözlerim yaslarla dolu, ben Muhibbi’yim, adamıyım, bana bir şeyler oldu, sarhoş gibiyim Bir hoş hale geldim.


KAYNAK :
Osmanlı Tarihi / Vatan Gazetesi
Ayşenur Ergün / Üç Kıtanın Hakimi
wikipeida.org
wikimedia.org
ee.bilkent.edu.tr
internetamasya.co
mmailce.com
webhatti.com
maviruj.com
gifanimasyon.com
cengizdamar.blogcu.com
kanunivakfi.org
lodtr.com
istanbul.net.tr

Tarihi Eserler/Topkapı Sarayı Bölüm 1 : Kapılar

Topkapı Sarayı’nın temeli 15. asır ortalarında Fatih Sultan Mehmed Han tarafından atılmıştır. Saray sınırlarına en son yapı 19. asrın ortasında Abdülmecid Han tarafından yaptırılmıştır. Saray, şehirden bir kale duvarı ile ayrılır. Deniz surları Bizans eseridir. Kara surları ise Fatih Sultan Mehmed Han tarafından yaptırılmıştır.
Topkapı Sarayı’nın üç adet abidevi kapısı vardır. Saray’ın şehre açılan ve I. avluya girilen kapısı Bab-ı Hümayün, II. avluya açılan kapısı Babüsselam, Enderun’a girilen kapısı Bab-üssade’dir.


TOPKAPI SARAYI BAB-I HÜMAYÜN KAPISI / SALTANAT KAPISI

Görsel : Türkiyemiz Dergisi / 1981 sayısı

TOPKAPI SARAYI BAB-I HÜMAYUN KAPISI 1981 / SALTANAT KAPISI VESARAYIN ŞEHRE AÇILAN KAPISIDIR.

Günümüzde sarayın Sultanahmed semtine açılan kapısıdır.

Sür-i Sultani denilen saray surunun üzerindedir. Topkapı sarayı kapılarının en büyüğü bu kapıdır ve Fatih Sultan Mehmed Han devrine aittir. 1478’de yaptırılmıştır. II. Mahmud ve daha sonra da Abdülaziz tarafından tamir ve tadiller görmüştür.
Saraya geçit verdiği için adı Bab-ı Hümayun’dur. Aslında pek çok kısımdan meydana gelen bir yapıdır. Bu geçit kapı iki yanında içinden kubbeli iki koğuş, birer mahzen, iki yandan merdivenlerle çıkılan bir asma katta ise üç nöbetçi odası, iki ayak yolu ile gusülhane ve şimdi mevcut olmayan bir üst kattan mürekkep binadır. Hepsine birden Bab-ı Hümayun denir.
Bugün mevcut olmayan üst kat Fatih’e ait bir padişah kasrı idi. (Ata tarihine göre) Yıkılınca yerine oymalı bir korkuluk konmuştur. 1951’de bu korkuluk kaldırılmıştır.

BAB-I HÜMAYUN’ÜN 1951’DEN ÖNCEKİ HALİ

Bu kasrın eski resimlerinden anlaşıldığına göre Ayasofya meydanına bakan iki sırapenceresi vardır. Alt sırada ortadaki büyük olmak üzere yedi pencere, üst sırada da altı pencere vardır. Yapı kirpi saçaklı bir çatı taşıyordu. Kapı, bu binanın ortasında olmayıp hafif sola kaymıştır. Cephenin alt kısmı ve kapının etrafı büyük ebatta 40×80,90’lık büyük, üst kısımları ise 15,20×30,35 ebatında ufak taş ve 2,5-3 cm genişliğindeki derzlerle inşa olunmuştur. Dahili duvarların taşları 25×50 ebatında ve yeni geniş derzledir. Duvar kalınlığı 2,80 metreyi bulur. Kubbe ve kemerler de tuğla ile gayet muntazam bir şekilde örülmüştür. Şimdiki görünüşünden evvel dış cephede kapı etrafı silmeli bir kum saati ile nihayet buluyor ve kum saatinin stalaktitli başlığı üzerinden mermer düz bir kemer başlıyordu. Kapı yanlarında kalın mermerden oyulmuş süveler bir metreye yakın yekpare mermerden ve iç yüzlerinde püsküllü bir koltuk silme ile süslenmiştir. 1868 yılında Sultan Abdülaziz devrindeki tadilat sırasında kum saatini de içine alan etrafı ayrıca silmeli mermer bir çerçeve yapılmıştır. Kapının yanındaki iki nöbetçi hücresi evvelce dümdüz bir kemerle bitiyordu. Bunlara da ayrı bir tamirde köşeleri kum saatli, kemerli ve kitabeli mermer toplamalar yapılmıştır. Kemer taşları geçmelidir. Üstündeki kitabe kırmızı taş bir çerçeve içine alınmıştır. Kapı yuvası içerde bir bursa kemeri ile nihayetlenir. Kapı takının yukarısında karşılıklı hilallerle sekizer şualı yıldızlar vardır.

ÖN CEPHE

YAPILDIĞI DÖNEMDE ETRAFI KIRMIZI MERMER İLE ÇEVRELENEN KİTABE

İşte bu kitabe, bu kapı ve surlarının Fatih Sultan Mehmed tarafından Hicri 883, Miladi 1478 yılında yaptırıldığını göstermektedir. Bu levhanın üstünde kapı kemeriyle eyvan kemeri arasındaki kemer aynasında celi müsenna hatla yazılmış ve etrafı kırmızı bir şeritle çevrilmiş bir kitabe vardır. (müsenna hat: aynı yazının karşılıklı çift yazılmasıdır.)

Kitabede ;
(Besmele) innel müttekine fi cennati

Girişi sağlayan kapının basit kemeri üzerinde II. Mahmud’un tuğrası vardır. Hattat Remzi’nin kaleminden çıkmış ve 1814 tarihlidir.

TUĞRANIN ÜZERİNDE BULUNAN KİTABE

Tuğranın üzerinde bulunan 2.80 x 1.25 ebadındaki mermere 4 satır sülüs celi ile yazılmış Arapça kitabede;

1) Hazihi kal’atün mübareketün üssise bünyanüha ala te’yidin min-allahi ve rıdvanınen russısa erkanüha bi teşyidin minhü bit’emni v’elaman.
2) bi emri Sultan-il berreyni ve Hakan-il bahreyni zill-l-lahi f’is sakaleyni avn-i-llahibeynel-hafikeyni kahraman-il-mai vettiyni Fatihi kal’atı.
3) Konstantaniyye Ebülfeth Sultan Mehemmed Han bin Sultan Murad Han bin SultanMehemmed Han hallad-a-llahü teala.
4) Sultanne ve a’la ala fark-il firkadeyni mekane fi tarihi şehr-i firkadeyni mekane fitarihi şehr-i ramazan el-mübarek senede selasin ve emanine ve semanimietin (883)1478

Tercümesi : Bu mübarek bir kaledir ki Allah’ın te’yid ve rızası ile kuruldu ve erkân-ı emân ile kuvvet buldu, iki kıt’a sultanı ve iki denizin hakanı. Allah’ın iki cihanda gölgesi, iki ufuk arasındaki Allah’ın avnı, su ve toprak kahramanı Konstantiniyye kalesi fatihi Sultan Mehmed Hanzade Sultan Murad’ın Allah-u Teâlâ saltanatını daim eylesin ve mevkiini şimal yıldızının fevkinde eylesin – sekizyüz seksen üç senesi Ramazan-ı mübarek ayında yapıldı.

Bu kitabelerden başka kapı eyvanının sağ ve solunda yekpare mermerden oyulmuş hücrelerin üzerinde 50 cm çaplarında madalyon şeklinde iki kitabe daha vardır.

sağ taraftaki hücrede ; (hatt-ı müsenna ile)
Nasrün minallahi ve fethün karib beşşir-ül-mü’minine ya muhammed

sol taraftaki hücrede ;
Ketebehü ez’af-ülibad-üs-safi (ketebe kıtasi) yazılmıştır.

Bu dört kitabe de, Fatih Sultan Mehmed Han devrinin emsalsiz örneklerindendir. Hattat Ali-üssafi, Fatih Sultan Mehmed Han devrinin şeyhten evvel en büyük hattatıdır.
Kapının iki yanında Sultan Abdülaziz devrine ait yan hücreler vardır. Mermerdendir. Altta sivri kemerli nişin içinde dekoratif kemerler yapılmıştır. Bu yan hücrelerde de büyük kapıdaki istalaktitli ve kum saatli sütunların mermerden taklidi yapılmıştır.

Yan kemerlerin üst bölümünde iki kitabe vardır.

KAPININ SAĞINDA BULUNAN KİTABE
Essultani zilullahi fi’l arz
(Sultan, Allah’ın yeryüzündeki gölgesidir.)
İsmail Yağcı bey’in yorumuyla;
”Sultan, Allah’ın emirlerinin tatbikinin yer yüzündeki takipçisidir demektir. Yani Sultan, adaletin insanlara uygulanması ile görevlidir.” anlamına gelir.

KAPININ SOLUNDA BULUNAN KİTABE
Ya veliy hü eyyi külli mazlum
(Mazlumların, zulme uğrayanların sığınağı) Abdülfettah 1285
LEVHALARIN SULTAN ABDÜLAZİZ DÖNEMİNE AİT OLDUĞU SANILMAKTADIR.

KAPI GİRİŞİNDE BULUNAN SÜTUN DETAYLARI

Bab-ı Hümayün‘ün arka cephesi ise ön cephesinin tekrarıdır. Ancak kitabeler farklıdır.

Bu cephedeki kemer aynasının içinde müsenna hatla ;
Besmele’…inel müttaki…suresi celilesi yazılmıştır.

Kemerin üstündeki 280 x 1.25 eb’adındaki dikdörtgen içinde de ;
Nasrü minallahü ve fethi karib beşşir ül mü’minine ya muhammed, nemaka huAbdülfettah Sikkezen 1284 yazılmıştır.

Sağ hücrede ;
La ilale illalah Elmelikül hakkül mübin

Sol hücerede ise ;
Muhammed Resullullah Sadikül ye’dül emin yazılmıştır.

Bütün bu yazıları Abdülfettah Efendi yazmıştır. Müsenna yazı, dış cephedekine istif itibariyle benzemekle beraber onun kopyası değildir. Onunla boy ölçüşebilen kıymetli bir eserdir.
Bu cephedeki geçmeli kapı kemeri üzerinde M. 1284 (M. 1867) tarihli Sultan Abdülaziz’in tuğrası vardır. Kapı iç yan hücrelerinin üzerinde de kelime-i tevhid yazılıdır. Bu cephenin sağında bir kapı vardır. Sağda ve solda dökülen sıvaların altında sonradan doldurulmuş ve örülmüş kapı ve pencere yerleri de görülmektedir.



TOPKAPI SARAYI BAB-ÜS SELAM KAPISI (GATE OF PEACE)

TOPKAPI SARAYI BAB-ÜS SELAM KAPISI 2009/ GÜNÜMÜZDE SARAYA GİRİŞİÇİN KULLANILIYOR

Topkapı Sarayı, günümüzdeki görünümüne yakın tarihlerde kavuşmuştur. Saray çevresi düzenlenerek peyzajı da yapılmıştır.

Görsel : Türkiyemiz Dergisi / 1981 sayısı

Topkapı Sarayı’nın 1981’deki görünümü, çevre düzenlemesi yapılmamış şekildeydi ve trafiğe açıktı.

Esası Fatih Sultan Mehmed Han devri eseridir. İlk yapıldığı zamanki durumu, saray haremini çevreleyen düz duvara açılmış bir geçit ile sağda iki koğuş ve solda kapıcıbaşı odasından ibaretti. Yanlardaki duvar Fatih Sultan Mehmed Han devrindendir. Muntazam moloz taştır. Şimdiki dikkat çeken kuleler, Kanuni Sultan Süleyman Han devrinde yapılmıştır. Kapının iki yanındaki kuleler sekiz köşelidir. Kesme taştan yapılmıştır.
Ufacık kemerler döklerle birbirlerine bağlı konsollara dayanarak taşan pencereli bir üst katı vardır. Kule gövdesinde dört sıra mazgal yarığı ve tüfek deliği bulunur. İki kule bedenli dişleri ve altta bir yüksek kemerle bağlanmışlardır. Kemer ayaklarında iki geniş nöbetçi hücresi ve köşelerinde kum saatleri bulunmaktadır. Kale bedeni altında ve kemerin üstünde dört tane helezoni çivi başı vardır. Kulelerin görünüşü, insanın üzerinde yabancı bir tesir bırakır. Çünkü Kanuni Sultan Süleyman Han’ın Macaristan seferi dönüşü orada gördüğü sur kulelerinden ilham alınmıştır. 15. asır Orta Avrupa ve Akdeniz havası vardır. Fakat kurşun kaplamalı külahlar, kemerler, sütun başlıkları, ortadaki kale bedeni dişleri, kum saatleri ve çivi başlarıyla yapıya milli bir hüviyet vermiştir.

Esas girişi temin eden kapı kilitli taşlı ve basık kemerlidir.

Kemerin yukarısındaki ilk yapısına ve nihayet Kanuni Sultan Süleyman Han devrine ait olduğu kuvvetle tahmin edilen Kelime-i Tevhid yazılmıştır.

Onun altında Sultan II.Mahmud’un tuğrası vardır.

Kapının sağında mermer levha üzerine kabartma yaldızla III. Mustafa’nın tuğrası ve altında ufak yazı ile “Hafızı adli şeriat hazreti zılli Hüda” mısrası vardır.
Bunun altında da ikişer mısralı sekiz satır halinde sülüs yazı ile şu manzum kitabe vardır.

Matlai hurşidi şevket şehriyarı madalet
Banii bünyanı devlet hadimi Beytülharam
Varisi mülki milel sertacı şahanı düvel
Zilli Yezdanı ezel dadari iskender gulam
Daveri devran Sultan Mustafa Han kim anın
Tacidaranı selefde görmedi mislin enam
Eyleyüp sarfı nuküda himmeti şahenşehi
İtmede umranı dehri her dem aksayı meram
İste ezcümle bu Divanı Hümayun mevkiin
Seyredince sakfi eyvanın o cem cahı benam
İtmemiş ana selatini selef atfı nigah
Mahudup asarı resmi nakşi zerkarı tamam
Kıble-i Şahanı alem nazregahı halk iken
Ana şayanı sezadır kim ola pür ihtişam
Emridüp hedmin binayı köhne tarh-ı sakfinin
Tarzı üslübi kadimin eyledi tacdidi tam

Sol tarafta ise III. Mustafa’nın tuğrası ve altında küçük yazı ile “Mustafa Han İbni Ahmed El Muzaffer daima”
Bunun altında da ikişer mısralı sekiz satır halinde sülüs yazı ile şu manzum kitabe vardır.

Muktezayı hizmeti tab’ı bülendiyle yapub
Kıldı nev icad böyle resmi pakize nizam
Kim eğer görseydi Mani nakşi zerrinkarını
Reşkile dembestei hayret olurdu subhü şam
Mısraının şemsei gül-mihına mani münir
Dağıdaridir ki rüyin kaplamış reşki selam
Zeyneti nakşıma nisbet çerhi atlas bi nukuş
Sakfine takı felek olmaz yanında köhne dam
Vadii vasfında reftarı semendi hameyi
Zabtidüb himmet duaya idelim atfı zinam
Hazreti Hayyi nesaksazı nizamı kainat
Şevketü iclalini ide cihanda ber devam
Tahtı ali bahtı devletde ebed olup mukim
Nice asara muvaffak ide Hallaki enam
Zihniya ilham ile tarihin inşa eyledim
Ola emnü yümn ile Orta kapu Babüsselam 1172 (M.1758-1759)

Bab üs selam‘ın II. avluya bakan tarafında III. Mustafa zamanındaki tamirde konmuş sekiz direkli geniş bir revak vardır. Sütunlar birbirlerine ve duvara kalın demir gergilerle bağlanmış, üstlerine de sivri kemerler atılmıştır.

Kemerlerin üstüne de geniş bir saçak konmuştur. Tezyinatı 19. asırın ilk yarısı ahşap işçiliğinin en güzel örneklerindendir.

Geçidin üstüne gelen bölüm, oyma silmelerle sekiz dilime ayrılıp, her dilimin ortasına tahta oyma beyzi bir madalyon konmuştur. Ortadaki madalyon çok güzel bir sanat eseridir. Geçid kapının iki yanındaki duvarlar da devrilen tadilat görmüştür. Bir tarihte sıvanmış ve üzerine 18. asır II. yarısındaki dal, yaprak ve madalyonlardan meydana gelmiş kalem işleri yapılmıştır. Kemerlerde de bu görülür.

BAB-ÜS SELAM KAPISININ İÇ DETAYLARI

Daha sonra bunların üzeri tekrar sıvanarak kalitesiz manzara resimleri yapılmıştır. 1942’deki restorasyonda satıh temizlenerek 18. asır süslemesi bırakılmıştır. Tam giriş kapısının basık kemeri üzerinde yüksek bir tahfif kemeri görülmektedir. Bunun üzerinde E.H. Ayverdi’ye göre Kanuni Sultan Süleyman Handevri eseri ağır bir kalem işi vardır.
Kapının iki yanında 18. asır işi olduğu tahmin edilebilen 2 m çapındaki madalyonlarda dörtlü olarak “Allah, Rabbi ve Muhammed, Nebi” yazılmıştır. Bu madalyonların üstünde de III. Mustafa zamanında mermer kitabe levhaları konmuş ve madalyon kısmen kapanmıştır. Basık kemerin üzerinde tahta üzerine oyma “Cenneti Adnin müfettiha tulehümül evvap 230” yazısı vardır. Bu kitabede imza olmamasına rağmen bu yazının büyük hattat Rakım’ın eseri olduğu kabul edilmiştir.



TOPKAPI SARAYI BAB-ÜSSADE(T) KAPISI (GATE OF FELİCİTY)

BAB-ÜS SAADE KAPISININ 1981 DEKİ GÖRÜNÜMÜ

Görsel : Türkiyemiz Dergisi / 1981 sayısı

BAB-ÜS SAADE KAPISININ GÜNÜMÜZDEKİ GÖRÜNÜMÜ

Ayak divanı ve merasimler bu kapının önünde yapılırdı.
Enderunu hümayuna açılan iç içe iki kapıdan meydana gelmiş abidevi bir kapıdır. Esası Fatih Sultan Mehmed Han devrinde yapılmıştır. Daha sonraki tamirlerle ilk şeklini kaybetmiştir. II. avluyu çepeçevre dolaşan revak Fatih Sultan Mehmed Han devrinde yapılmış ve Babüssade’nin önünde devam ediyordu. III. Selim zamanında revakın kapı önündeki altı sütunu kaldırılarak kemerleri kesilmiş, daha ileriye, eskilerden yüksek dört sütun duvara da iki yarım sütun konmuş, üzerindeki saçak da böylece genişletilmiştir.

İlave sütunlar 1.20 m yükseklikteki kaidelere oturur.

Kapının sağında ve solunda sütunlarla çevrelenmiş iki koridor bulunmaktadır.

Koridorların üst kornişlerinde manzara resimleri bulunmaktadır.

Tavan oymalı çıtalar, silmeler, köşelikler ve oyma bir göbekle süslenmiştir.

Kapının iki yanında bulunan koridor başlangıcındaki tavan detayları

Kapının revak bölümündeki kabartma ve oyma tavan detayları

Kapının üstünde mermer üstüne kabartma ve “Mahmud bin Abdülmecid Han” kitabe bir besmele-i şerife levhası vardır. Mustafa Rakım tarafından yazılmış olması kuvvetle muhtemeldir. Besmelenin altında yine mermer üstüne kabartma ta’lik kitabe vardır.

kitabede ;
Daveri gerdun menzilet, Sultan vala menkıbet
Hakanı sahib tacü taht şahi seriri maadelet
Keyhüsrevi Dara gulam yani hudavendi enam
Abdülhamid hanı benam şahı cihan-ı atıfet
Hüsni sülüi bilkatı fahrülmülük her haleti
Zati hümayün-midhati, mahza medarı merhamet
Şahenşehi derya-neval, sultanı memdühilhisal
Hem daveri sahib-kemal, dibace zibi mahmedet
Zibi mebanii vücud nuri tecellii şuhüd
Mitfahi feyzi ber-vücud dergahi lütfi mekremet
Mimarı tab’ı cevdeti, yaptı kulübi devleti
Ezcümle edna himmeti virdi bu caye takviyet
Bu nüshai şevketmeab tertibi nazmi mustatab
Ta’lifi şahi kamiyab, maznuni sırrı mevhibet
Seyreyle hüsni behçeti, alem esiri tal!atı
Tarhi latifü ziyneti, revnakfezayi afiyet
Resm-i letafet-perveri, nakş-i hayal-i azeri
Ser matlai mihri-enveri nazmi nizamı temşiyet
Kaşii suret küsteri ayinei İskenderi
Tasviri hüsnipeykeri şehname-zibi ma’delet
Her mısraı bir başka bab, her babı güya bir kitab
Dikkat olunsa bab bab metni metini mevhibet
Ey degehi zerrin-kubab, arş-asitan kürsi-cenap
Sende düalar müstecap ba avni feyzi terbiyet
Olsun eya şahi ferid bahtın said ömrün mezid
Olbabda mecdi mecid kıflü kilidi meymenet
İkbalü sa’di bahtile feyzi mübarek vaktile
Raik didim bu beytile idince sarfi makderet
Tarihi cevher mayesi, arş olsa layık piyasi
Levhi şüküh pirayesi babı kitabı saltanat
1188 M. 1774

Fotoğrafın tüm hakları Ülgen ailesine aittir.

III. Mustafa zamanında kapının iki yanında iki mermer çeşme vardı. Daha sonraki tamirlerde bunlar kaldırılarak sütun resimleri yapılmıştır. En son tamirde de üzerleri kapatılmıştır.

SANCAK-I ŞERİF
Savaşa gidecek olan sadrazama
Sancak-ı Hümayün burda törenle teslim edilirdi.
(Sancak-ı Şerif‘in konulduğu yer günümüzde de korunmaktadır.)

Bab-üs sade kapısı çift kapı sisteminden oluşmaktadır. İç kısmından geçilerek arza odasına geçilir.

Kapının Arz Odasına doğru giderken iç bölümü

Kapının iç bölümünde Babüssade ağaları bulunurdu.

I understand the complexities we face.
Indeed, the path ahead requires careful consideration.

Karşı karşıya olduğumuz karmaşıklıkların farkındayım.
Gerçekten de önümüzdeki yol dikkatli bir değerlendirme gerektiriyor.

BÂBÜSSAÂDE AĞASI

Bâbüssaâde (Saâdet Kapısı), Topkapı Sarayı’nın ikinci avlusundan padişahın hususi ikamet mahalli olan Enderun avlusuna geçişteki kapıya verilen addır. Cülûs ve bayram törenleri, sefere çıkan ordunun serdarına Sancak-ı Şerîf’in teslim edilme merasimi bu kapının önünde icra edilirdi. Bâbüssaâde’nin muhafazası, sarayın diğer önemli işlerini de deruhte eden ak-ağaların görevidir. Ak-ağalar olarak ta bilinen aynı zamanda sarayın en büyük amiri olan Bâbüssaâde Ağasıdır.
The Bâbüssaâde or Gate of Felicity is the name of the gateway leading from the second court of Topkapı Palace in to the Enderun court, where the private apartments of the sultan were situated. Ceremonies such as those celebrating the accession of a new sultan, religious holidays, and the presentation of the Holy Banner to the commander-in-chief of the army at the start of campaigns, were all held in front of this gate. The white eunuchs were responsible for guarding the Bâbüssaâde Gate and carrying out other important functions at the palace, and the chief white eunuch was the highest functionary in the palace hierarchy.

İç bölümde de tavanda altın varak ve ahşap oymalar, kabartmalar bizi karşılamaktadır.

Kapının iç bölümünde bir de ocak yer almaktadır.

Kapının iç bölümünde zemin de mermer kullanılmıştır. Zaman içinde mermerler de aşınma ve erime meydana gelmiştir.

Kapının Arz Odası yönündeki cephesi

Kapının Arz Odası cephesinde de giriş bölümünün hemen üstünde bir kitabe yer alır.

KAYNAK : Türkiyemiz Dergisi, flickr.com, kitabeler.net
Görseller : Volkan Özpolat, Türkiyemiz Dergisi ve Ülgen ailesi

Tarih/Tudor Hanedanı

VIII. Henry ve Ailesi

1485-1603 yılları arasında İngiliz tarihinin en parlak dönemlerinden biri olarak gösterilir. VII. Henry güçlü bir merkezi otorite kurdu ve VIII. Henry zengin bir devletin ve güçlü bir monarşinin temellerini attı. İngiltere ve İrlanda’yı 1485’ten 1603’e kadar, 118 yıl boyunca yöneten Galler kökenli kraliyet ailesidir. Kurucusu Henry Tudor’dur. Aralarından üçü (VII. Henry, VIII. Henry, I. Elizabeth) İngiltere’yi Orta Çağ’dan çıkarıp, gelecek yüzyıllarda dünyanın büyük bir kısmına egemen olan güçlü bir Rönesans devletine dönüşmesine önemli katkı sağlamışlardır. Tudor hanedanı, Ednyfed Fychan’ın soyundan gelen Owen Tudor ve Valois’li Catherine arasında geçen gizli evlilikle başladı. İngiltere kralı olabilen tek Richmond Kontu ile güç kazandı ve I. Elizabeth’in çocuğu olmadan ölmesiyle sona erdi. Elizabeth’in ardından Mary Stuart’ın soyundan gelen I. James Stuart İngiltere Kralı oldu. Tudor hanedanının egemen olduğu yaklaşık yüz yıllık zaman, Kiliseyi Roma Katolik Kilisesi’nden ayırarak tamemen İngilizleştirdi. Son olarak kızı Elizabeth, zamanın süper gücü olan İspanyol donanmasını yenerek yeni devlete çok önemli bir zafer getirdi. Tudor Dönemi’nde İngiltere, sanatsal açıdan tarihinin en verimli çağlarından birisini yaşadı. Tüm bunlara rağmen, Tudor döneminin pek de parlak olmayan yönleri de vardı. VIII. Henry, babasının gayretleriyle oluşturulan zengin hazineyi gereksiz şekilde tüketti. Elizabeth, resmi makamları para karşılığı satarak yönetimin prestijini zayıflattı. Bunu yapmasının sebebi, Parlamento’dan sürekli para istemek zorunda kalmamaktır. Kraliçe Elizabeth yönetimi, yoksul ve evsizlerin sorunlarıyla ilgilenmeye çalıştıysa da, kanunlar ve uyguladığı politika gerçekte zalim sayılabilecek nitelikteydi.


EN ÖNEMLİ HÜKÜMDARLARI :
Kral VII. Henry (1485-1509)
Kral VIII. Henry (1509-1547)
Kral VI. Edward (1547-1553)
Kraliçe I. Mary (1553-1558)
Kraliçe I. Elizabeth (1558-1603)
VII. Henry’nin torununun kızı Lady Jane Grey dokuz gün Kraliçe olarak hüküm sürdü. Fakat daha sonra I. Mary tarafından tahttan indirildi ve eşi Guilford Dudley ile beraber idam edildi. Tudor döneminde, İngiltere tarafından yönetilen İrlanda devleti lordluktan kraliyete yükseltilmiştir.


VII. HENRY
İngiltere Kralı III. Richard’ı öldürüp İngiltere Kralı olmuştur. Tudor Hanedanı’ndan ülkeyi yöneten ilk kişiydi.
HÜKÜM SÜRESİ : 1485-1509
DOĞUM TARİHİ : 28 OCAK 1457
ÖLÜM TARİHİ : 21 NİSAN 1509
ÖLÜM YERİ : RICHMOND SARAYI
BABASI : EDMUND TUDOR
ANNESİ : MARGARET BEAUFORT
ÖNCEKİ HÜKÜMDAR : III. RİCHARD
SONRAKİ HÜKÜMDAR : VIII. HENRY

VII. HENRY İMZA

Henry, 1457 yılında Pemproke Şatosu, Galler’de doğdu. Richmond Dükü Edmund Tudor ve Margaret Beaufort’un tek oğulları olarak doğdu. Babası Henry doğmadan birkaç ay önce öldüğü için ilk yıllarını amcası Jasper Tudor’un yanında geçirdi. Ama o da sonradan o zamanki kral IV. Edward yüzünden İngiltere’den kaçtı ve Henry, William Herbert’in gözetimi altına girdi. Ama Henry de sonradan İngiltere’den kaçtı. Büyükannesinin İngiltere kralı VI. Henry’nin annesi ve V. Henry’nin karısıydı ve kocası kral V. Henry’nin ölümünden sonra Henry’nin büyükbabası ile evlenmişti. Bundan dolayı Henry üvey de olsa tahtta bir hakkı bulunuyordu.
Henry tahttaki hakkı dolayısıyla tahtı ele geçirmeye çalışmıştır. III. Richard’ın yeğenlerini öldürerek tahta geçtiği için kimsenin ondan hoşlanmaması işini kolaylaştırmıştır. Ülkenin ileri gelen adamlarının da yardımıyla bir iç savaş başlattı. Henry’nin yandaşları daha fazlaydı ama Kral Richard savaşta öldükten sonra tahta geçebildi. Kral Richard’ın hanedanlığı olan York Hanedanlığı’ndan insanlar Henry’nin tahta geçmesini sinirle karşıladılar.

VII.HENRY VE YORKLU ELİZABETH (1825)

VII. HENRY ve AİLESİ (1509)

VII. HENRY’nin Karısı YORKLU ELİZABETH

VII. Henry ve Ailesi (1503)

Henry ise York ve Tudor Hanedanlığını birleştirmek için III. Richard’ın kardeşinin kızı Yorklu Elizabeth ile evlendi.


VII. HENRY VE YORK’LU ELİZABETH’İN ÇOCUKLARI
Arthur Tudor
Margaret Tudor
VIII.Henry
Elizabeth Tudor
Edmund Tudor
Katherine Tudor
Mary Tudor


VII. Henry ve York’lu Elizabeth’in diğer çocukları :
MARY TUDOR : Mary, 52 yaşındaki Fransa Kralı XII. Louis ile evlenmiştir. Çiftin çocukları olmamıştır. Kocasının ölümünden sonra Mary, I. Suffolk Dükü Charles Brandon ile evlenip Suffolk Düşesi unvanını almıştır.
MARGARET TUDOR : Margaret, İskoçya Kralı ile evlenmiş ve bir oğlu olmuştur. Torunu olan Mary Stuart, I. Elizabeth tarafından idam edilmiştir. Margaret’in 3 kez evlendiği bilinmektedir.
ELİZABETH TUDOR : 3 yaşında ölmüştür.
EDMUND TUDOR : 1 yaşında ölmüştür.
KATHERİNE TUDOR : Doğumunda annesi ve kendisi ölmüştür.


ARTHUR TUDOR (1500)

ARTHUR TUDOR
Arthur 14 yaşında Aragonlu Catherine ile evlendi. Ama evliliğini tamamlayamadan 15 yaşında öldü.
Rivayete göre Catherine kraliçe olmak için yemin etmiş ve VIII. Henry ile evlenmiştir.
HÜKÜM SÜRESİ : 1486-1509
DOĞUM TARİHİ : 20 EYLÜL 1486
ÖLÜM TARİHİ : 2 NİSAN 1502
ÖLÜM YERİ : WORCESTER KATEDRALİ
BABASI : VII. HENRY
ANNESİ : YORKLU ELİZABETH

İngiltere Kralı VII. Henry’nin oğludur. İngiltere tahtının varisi iken babasından önce vefat etmiştir. Bazı kaynaklarda terleme hastalığından öldüğü yazmaktadır. Ancak bu hastalık hakkında çeşitli teoriler olmakla beraber tam bilgi yoktur. Henry ve Elizabeth’in 8 çocuğu olsa da, yenidoğan dönemi sonrasında 4 kardeş yaşamıştır. Arthur, Hampshire Winchester’da 19 Eylül 1486’da doğmuştur. Prematüre doğduğu ve hiçbir zaman sağlığını tam olarak toparlayamadığı iddia edilir. Vaftiz töreninde “Knight of Bath” (Bath Şövalyesi) unvanı verilmiştir. Henüz 3 yaşındayken Galler Prensi ve “Earl of Chester”, 5 yaşında “Knight of the Garter” (Garter Şövalyesi) unvanlarını almıştır. Kral II. Ferdinand ve Kraliçe Isabella’nın kızı olan Aragon’lu Catherine ile evlenmiştir. Catherine’nin ailesi uzun süre kızlarını yaşı küçük olduğu gerekçesiyle İngiltere’ye yollamamıştır. Bazı tarihçilere göre ise Arthur hakkındaki dedikodulardan ötürü evlenmesini geciktirmiş, sağlıklı olduğundan emin olmak istemişlerdir. Sonunda 1501 yılında ikna olmuşlar ve 10 gün kadar sonra Catherine İngiltere’ye varmıştır. Böylece İngiltere ve İspanya kraliyet aileleri arasında kan bağı kurulmuştur.
Arthur, evliliğinden sadece 140 gün sonra aniden ölmüştür. 16 yaşında yaşamını yitirmiştir. Büyük ihtimalle İngiltere’de o dönemde yaygın bir hastalık olan terleme hastalığından ölmüştür. Ölümünden sonra küçük kardeşi VIII. Henry veliaht ilan edilmiştir. Arthur’un genç yaşta ölümü İngiltere’yi İspanyol müttefiklerini kaybetme olasılığı ile karşı karşıya getirmiştir. Aragon’lu Catherine, kocasının ölümünden kısa süre sonra, kendisini kocasının küçük kardeşi Henry ile nişanlanmış olarak bulmuştur. Nişan öncesinde Papa II. Julius’un onayıyla dini çevrelerin de desteği alınmıştır. Diplomatik manevralarla evlilikleri uzun süre ertelenmiştir. Sonunda 1509 yılında Aragon’lu Catherine kendisinden 6 yaş küçük Henry ile evlenmiştir.


VIII. HENRY : Henry, Arthur’un genç yaştaki ölümünden sonra İngiltere tahtı için tek veliahttı. Abisinin eşi Aragonlu Catherine ile evlendi ve tahta geçti.

HÜKÜM SÜRESİ : 1509-1547
DOĞUM TARİHİ : 28 HAZİRAN 1491
ÖLÜM TARİHİ : 28 OCAK 1547
ÖLÜM YERİ : WHİTEHALL SARAYI / LONDRA
MEZARI : WİNDSOR SARAYI
BABASI : VII.HENRY
ANNESİ : YORKLU ELİZABETH
ÖNCEKİ HÜKÜMDAR : VII.HENRY
SONRAKİ HÜKÜMDAR : VI.EDWARD

Babası VII. Henry’den sonra Tudor Hanedanına geçecek II. prensti. Ama abisi Arthur ölünce tahta o geçti. En çok, altı kez evlenmesi ve İngiltere’yi Roma Katolik Kilisesi’nden ayırarak tamamen İngilizleştirerek Anglikan Kilisesini kurması ile tanınır.
Henry, VII. Henry ve Yorklu Elizabeth’in üçüncü çocukları ve ikinci oğullarıydı. Henry’nin altı kardeşinden sadece üçü hayatta kaldı. Henry 1494 yılında York Dükü ilan edildi.
1502 yılında abisi Arthur ani bir şekilde bilinmeyen bir sebepten öldü. 1509 yılında VII. Henry ölünce 22 Nisan 1509’da tahta VIII. Henry geçti. Birkaç ay sonra ölen abisinin karısı Aragonlu Catherine ile evlendi.
VIII. Henry’nin Bessie Blount ile olan ilişkisinden Henry Fitzroy doğdu. Henry altı yaşında İngiliz Kontu, Richmond ve Somerset Dükü oldu. Henry’nin bilinen ikinci metresi Mary Boleyn’den Catherine Carey ve Henry Carey adlı iki çocuğu oldu. Catherine Carey daha sonra teyzesi kraliçe Anne Boleyn’e ve kralın 4. karısı Clevesli Anne’ye nedimelik yapmıştır.
Anne Boleyn ile olan evliliği sırasında da Anne ve Mary’nin kuzeni Madge Shelton ile de ilişkisi olduğu iddia edilmektedir. Aynı zamanda Anne Boleyn’den sonra evlendiği 3. eşi Jane Seymour’u Anne ile evliyken metresi yapmıştır. Bu yüzden Anne ile evliliği süresince sık sık kavga ettikleri iddia edilmektedir. Aynı şekilde 5. karısı Katherine Howard da Clevesli Anne’den boşanmadan önce metresi olmuştur.
Henry’nin Aragonlu Catherine ile evliliğini sonlandırabilmek için Anglikanizm kilisesini kurması en etkili hareketlerinden birisi olarak görülür.
1535’te Henry, Anne’nin sonradan ölü doğacak olan çocuğuna hamile olduğunu öğrendiğinde şölenler ve mızrak dövüşleri düzenledi. O da bu dövüşlere katıldı ve atından düşerek ağır yaralandı. Sağ bacağında ölene dek hiç kapanmayan ve kötü kokan bir yara açıldı. Kralın yaralanmasının ardından karnında çocuk taşıyan karısı Anne’nin düşük yapması, Kral’ın evliliğinin bir büyü eseri gerçekleştiğine inanmasına neden olmuştur.
1540 yılında Jane’in ölümünden dört yıl sonra Henry, Cleves’li Anne ile evlendi ve sadece altı ay evli kaldıktan sonra boşandı. Henry aynı yıl Anne Boleyn’in kuzeni Catherine Howard ile evlendi. Kendisinden otuz dokuz yaş küçük olan Catherine Howard ile iki yıl evli kaldıktan sonra, Thomas Culpeper ve Francis Dereham ile zinâ yapma nedeniyle tutuklandı ve yargılamadan idam edildi. İdam edilenler arasında George Boleyn’in karısı Jane Boleyn de vardı. Henry bir yıl sonra Catherine Parr ile evlendi ve ölümüne kadar Catherine ile evli kaldı.


VIII. HENRY’NİN TAHTA GEÇEN ÇOCUKLARI :
VI.EDWARD (JANE SEYMOUR’UN KIZI)
I.MARY (ARAGONLU CATHERİNE’NİN KIZI)
I.ELİZABETH (ANNE BOLEYN’İN KIZI)


VIII. HENRY’NİN EŞLERİ :
ARAGONLU CATHERİNE
ANNE BOLEYN
JANE SEYMOUR
CLEVESLİ ANNE
CATHERİNE HOWARD
CATHERİNE PARR


ARAGONLU CATHERİNE: Henry ilk evliliğini Aragonlu Catherine ile yaptı. Bu evliliği sırasında altı çocuğu oldu ama bunların arasından sadece bir kız çocuğu, Prenses Mary sağ kaldı. Kral, Anne Boleyn’e olan aşkının da etkisiyle Catherine’nin erkek çocuk doğuramamasını evliliklerinin lanetli ve geçersiz olduğuna bağlayarak evliliklerini sonlandırmak istedi. Fakat Catherine’nin yeğeni İspanya Kralı V. Charles, Henry’nin bu isteğine şiddetle karşı çıktı. Yaklaşık altı yıl boyunca boşanmak için uğraşan Henry, Anglikanizm kilisesini kurdu ve ilk evliliğinin geçersiz olduğunu ilan etti.

HÜKÜM SÜRESİ : 1509-1533
DOĞUM TARİHİ : 24 HAZİRAN 1509
ÖLÜM TARİHİ : 7 OCAK 1536
BABASI : II.ARAGONLU FERDİNAND
ANNESİ : I.KASTİLYALI İSABELLA
ÖNCEKİ KRALİÇE : YORKLU ELİZABETH
SONRAKİ KRALİÇE : ANNE BOLEYN

Aragonlu Catherine prenses olduğu yıllarda : 16 Aralık 1485-7 Ocak 1536

Kral II. Ferdinand ve Kraliçe İspanya’nın kızıdır.
Ailenin en küçük çocuğudur. Erken yaşta İngiltere Kralı VII. Henry’nin oğlu veliaht Prens Arthur Tudor’a uygun görülmüştür. Damat 15 yaşına girinceye kadar beklenmiş, sonra İngiltere’ye gönderilmiştir.
Evliliğin asıl amacı İngiltere ve İspanya arasındaki bağları kuvvetlendirmek idi. Galler Prensi Arthur Tudor ile evliliği 1501 yılında gerçekleşmiştir. Ancak evlilikleri kısa sürmüştür.
Çünkü 14 ay sonra Arthur vefat etmiştir. Arthur’un ölümüne dair farklı teoriler gündeme gelmiştir. Catherine ve Arthur’un evlilikleri hakkında da çeşitli teoriler üretilmiştir.
Arthur’un vefatından sonra küçük kardeşi Henry ile evliliği gündeme gelmiştir. Fakat Katolik inançlarına göre kardeşinin eşiyle evlenebilmesi için diğer evliliğin nihayete ermemiş olması
gerekmektedir. Aksi takdirde çocuksuz kalınacağına, soyunun kuruyacağına venaletleneceğine inanılırdı. Dönemin Papası ancak evlilik nihayete ermediyse bu evliliğin gerçekleşebileceğini söylemiştir.
Catherine, Arthur ile olan evliliğinin hiç tamamlanmadığına dair yemin etmiştir.
Bazı tarihçilere göre VII. Henry ölüm döşeğindeyken küçük oğlu Henry’e son dilek olarak Catherine ile evlenmesini söylemiştir. Hatta Henry’nin Catherine’yi sevdiğine inananlar da vardır. 1509 yılında VII. Henry’nin ölümünden sonra VIII. Henry ile evlenmiştir. 24 yıl süren evliliklerinde 12 çocukları olduğu bilinmektedir. Ancak sadece biri yaşamış, diğer çocukları 1 yaşına basmadan vefat etmiştir. Bunların arasından, gelecekte tarihe adını yazdıracak olan Mary Tudor yaşamıştır. Fakat yaşayan tek varisinin kadın olması Henry için büyük bir sorundur. Henry’nin bu evlilik sırasında evlilik dışı bir oğlu olsa da, çocuk yakalandığı bir hastalık sebebiyle ölmüştür. Yaşayan erkek çocuğu olmaması, Catherine’nin artık yaşlanması nedeniyle meşru oğulları doğurabilecek yeni biri arayışına girmiştir.
Catherine son yıllarında kralın Anne Boleyn’e aşık olmasından dolayı iyice gözden düşmüştür. İngiltere’nin o zamanlar bağlı olduğu Katolik Kilisesi’nin onayını alabilmek için, kardeşinin karısını aldığı için vicdan azabı çektiğini, tövbekar olduğunu, evliliklerinin geçersiz sayılması gerektiğini talep etti. Kilise konsey toplayıp İngiltere’ye yolladı. Catherine’nin yeğeni olan İspanya Kralı ve Kutsal Roma İmparatoru Şarlken’in Kraliçeyi desteklemesine ve boşanmanın iptali halinde kızı Mary’nin gayrimeşru sayılacak olmasına rağmen talebinde ısrar etmiştir.
İngiltere’ye gelen konseye yapılan konuşmalarda kardeşi Arthur ile evliliklerinin tamamlanmış olduğuna kanıt olarak soyunun kuruduğunu söylemiş, Arthur ile evliliklerinin tamamlandığı hususunda tanıklık yapacak birçok kişi bulmuştur.
Dindarlığı ile tanınan ve halk tarafından çok sevilen Catherine ise bunların iftiradan başka bir şey olmadığı, zamanında Papa’nın evliliklerini onayladığını, soylarının kurumadığını ve bir kızları olduğunu söylemiştir. Bu konuda çeşitli görüşler olmakla beraber, Arthur ve Catherine’nin evliliğinin akıbeti ne olursa olsun boşanmanın esas nedeninin Kralın erkek çocuk isteği kuvvetle muhtemeldir. Görüşmelerden sonra kilise konseyi evliliğin iptal edilmesi isteğini reddetmiştir.
Kralın Catherine’den boşanabilmesi 6 yıl kadar sürmüştür. 6 yıl içinde Catherine’nin yeğeni İspanya İmparatoru Papa’yı evlilik için izin vermesini engellemek için kaçırmıştır. Ama en sonunda protestanlığı başlatan Martin Luther’in kitaplarını yaktıran, protestanları öldüren, Papa tarafından Dinin Savunucusu unvanı verilen VIII. Henry, Katolik Kilisesinden ayrılıp Anglikan Kilisesini kurmuştur. Bunu takiben Catherine ile olan evliliğini geçersiz kılmıştır. Catherine, VIII. Henry ile boşandıktan 3 yıl sonra ölmüştür.


VIII.HENRY VE ARAGONLU CATHERİNE’İN ÇOCUKLARI
CORNWALL DÜKÜ HENRY
I.MARY


ANNE BOLEYN: Henry’nin ikinci karısı ve tarihe adını altın harflerle yazdıracak olan bakire kraliçe I. Elizabeth’in annesidir. VIII. Henry’nin her şeyi göze alarak onun uğruna Anglikan Kilisesi olarak da bilinen İngiltere Kilisesi’ni kurduğu karısıdır.

HÜKÜM SÜRESİ : 1533-1536
DOĞUM TARİHİ : 16 ARALIK 1501/1507
ÖLÜM TARİHİ : 19 MAYIS 1536
ÖLÜM YERİ : LONDRA KULESİ
BABASI : THOMAS BOLEYN
ANNESİ : ELİZABETH HOWARD
ÖNCEKİ KRALİÇE : ARAGONLU CATHERİNE
SONRAKİ KRALİÇE : JANE SEYMOUR

Katolik Kilisesi, VIII. Henry’nin ilk karısı olan Aragonlu Catherine’den boşanmasına izin vermiyordu. Kral, yaklaşık 6 yıl boşanmak için uğraştıktan sonra Anglikan Kilisesi olarak da bilinen İngiliz Kilisesi’ni kurdu ve kendisini de kilisenin başı ilan etti. Bu sayede ilk evliliğini geçersiz sayarak Anne Boleyn ile evlilik yolunu kendisine açmış oldu. Taç giyme töreni sırasında Anne Boleyn’in Elizabeth’e hamile olduğu söylenmektedir. Anne ile Henry 3 yıl kadar evli kaldılar. Kral, Anne Boleyn ile evliliği sırasında Jane Seymour’a aşık olmuştur ve Anne Boleyn’i çeşitli bahanelerle idam ettirmiştir. Anne Boleyn’i, Sir Francis Weston, Henry Norris, Sir William Brereton, Mark Smeaton ve kardeşi George Boleyn’in de aralarında bulunduğu altı kişi ile birlikte zina yapma suçundan Londra Kulesi’nde kafasını kestirerek idam ettirmiştir. Anne Boleyn, 1536 yılında kardeşi Rochford Vikontu George Boleyn’in de arasında olduğu altı kişiyle birlikte zina, vatan hainliği ve ensest ilişki suçlarını işlemesi sebebiyle tutuklanarak yargılanmıştır. Yargılandığı tüm konular aleyhinde yeterince delil olmadığı halde yine de idam cezasına çarptırılmıştır. Kardeşi George’dan iki gün sonra 19 Mayıs 1536’da Londra Kulesi’nde idam edilmiştir.

ANNE BOLEYN LONDRA KULESİNDE

Anne, Sir Thomas Boleyn ve Elizabeth Howard’ın kızıdır. Babası Thomas Boleyn, birçok dil bilen saygın bir diplomattı ve Kral VIII. Henry tarafından da çok sevilen saray sakinlerinden biriydi.
Anne Boleyn’in kesin doğum tarihi bilinmemektedir. Fakat kardeşi Mary Boleyn’den büyük olduğu sanılmaktadır. En büyükleri abileri George Boleyn’dir. Anne’nin doğumu ile bilinen tek gerçek, doğduğu sırada Boleyn ailesinin İngiliz Aristokrasisi’nde saygın bir yeri olduğudur.
Thomas Boleyn, diplomatik kariyeri sırasında kendine Kutsal Roma İmparatoru I. Maximilian’ın kızı Habsburglu Margaret’in de aralarında bulunduğu pek çok hayran edinmiştir. O sırada babasına vekaleten Hollanda’ya hükmetmekteydi. Margaret, Thomas Boleyn’den o kadar etkilenmişti ki kızı Anne’yi nedimesi olarak almıştır. O zaman nedime olabilmek için on iki yaşını doldurmak gerekiyordu, ancak Anne daha gençti. Tutumu ve çalışkanlığıyla Hollanda’da iyi bir izlenim bıraktı. Babası ona VIII. Henry’nin kardeşi ve Fransa Kraliçesi olan Mary Tudor’un yanında nedimelik ayarlayana kadar Hollanda’da kaldı.
Fransa’da önce Kraliçe Mary’nin, daha sonra da Kraliçe Claude’nin nedimesi oldu. Kraliçe Claude’nin hizmetindeyken Fransızcasını geliştirdi ve moda ile din felsefesine merak saldı. Ayrıca Fransız kültürü hakkında da bilgi edindi. Fransa’daki eğitimi, babasının onu İngiltere’ye geri götürdüğü 1521 kışına kadar devam etti. Fransa’daki deneyimleri Anne’yi yeni Rönesans Hümanizmi geleneği ışığında dindar biri yaptı. Hayatının bu aşamasında Anne “tatlı ve neşeli” olarak tanımlanıyordu. Kumar oynamaktan, şarap içmekten ve dedikodudan hoşlanıyordu.

ANNE BOLEYN FRANSIZ KRALININ HİZMETİNDE İKEN

1515 yılında Anne, Dük Henry Percy ile evlendi. Fakat Henry’nin o sıralar başka bir kadınla nişanlı olması nedeniyle bu evlilik iptal edildi. Bu sırada kardeşi Mary Boleyn, William Carey ile evliydi ve kralın metresiydi. Daha sonra okuması için yurtdışına gönderildi.
Anne, saraya geri döndüğünde güzelliği ve zekasıyla kralı büyüledi. Dönemindeki kadınların aksine kendine güvenli ve kararlı tavırları vardı. Kralın metresliğini yapan kız kardeşi Mary bu sırada gözden düştü. 1 Eylül 1532 tarihinde İngiltere tarihinde bir ilki gerçekleştirerek evlenmeden kendi haklarıyla Pembroke Markizi oldu. 23 Mayıs 1533 tarihinde Başpiskopos Thomas Cranmer’in topladığı mahkeme tarafından Henry ve Catherine’nin evliliğinin geçersiz olduğuna karar verildi. Catherine’nin kızı Mary gayrımeşru ilan edildi. 28 Mayıs 1533 gününde Anne ve Henry gizlice evlendiler ve evliliklerinin geçerli olduğuna karar verildi.
7 Eylül 1533’te, ileride İngiltere’nin en önemli hükümdarlarından biri olacak olan I. Elizabeth dünyaya geldi. Anne, Aragonlu Catherine’nin kızı Mary’nin bir tehdit oluşturabileceğini düşünerek Mary’yi saraydan uzaklaştırdı. 1534’te Anne düşük yapınca Kral bunu kendine ihanet olarak gördü ve Anne’den ayrılmanın yollarını aramaya başladı. Genelde sakin ve sevgiyle dolu zamanlar geçirseler de, kralın bu düşüklerden sonra edindiği metresler Anne’nin sinirlenmesine ve ağlamasına neden oluyordu. Henry Anne’nin bu tutumundan hoşlanmıyordu. Kralın mızrak dövüşlerinde at dan düşüp ayağını yaralamasının ardından karnında çocuk taşıyan Anne’nin düşük yapması, VIII. Henry’nin evliliğinin bir büyü eseri gerçekleştiğine inanmasına neden olmuştur.
Nisan ayının sonlarına doğru Mark Smeaton adlı bir müzisyen, Henry Norris ve Sir Francis Weston tutuklanmıştır. Hepsi Kraliçenin aşığı olmakla suçlanmıştır. Ancak işkence ile itirafta bulunan Smeaton hariç hepsi inkar etmiştir. Ardından kralın özel odalarındaki hizmetkarlarından biri olan William Brereton ve Anne’nin kardeşi George Boleyn de zina suçlarıyla tutuklanmıştır. Anne ise 2 Mayıs 1536 tarihinde ensest, zina ve vatan hainliği suçlarından tutuklanıp Londra Kulesi’ne götürülmüştür. Aleyhindeki delillerin yetersiz olmasına rağmen Anne ve diğer beş kişi ölüm cezasına çarptırılmış ve Sir George Boleyn, Henry Norris, Sir Francis Weston, Mark Smeaton ve William Brereton 17 Mayıs’ta, Anne ise 19 Mayıs’ta idam edilmiştir. Tutuklulardan bir tek Thomas Whatt affedilmiştir.


ANNE BOLEYN İLE İLGİLİ RİVAYETLER
# Anne’yi bazı tarihçiler çok güzel, bazı tarihçiler ise çok çirkin olarak tasvir eder. Suratının ortasında kocaman bir et beni olduğu söylenir.
# Ellerinde altı parmağı olduğu söylenir.
# Anne, ölümünün acısız olması için Fransız bir cellat istemiştir. Cellattan dikkat dağıldığı bir anda öldürülmeyi talep etmiştir. Öyle ki Anne Boleyn öldüğünde hala gözlerinin açık olduğu ve dudaklarının hâlâ dua okuduğu rivayet edilir.
# Ancak bu olanlar o dönemde cadılık alameti olarak kabul edilmiştir.
# Bedeni bir sandık içinde St. Peter and Vincula Şapeli’nde isimsiz bir mezara gömülmüştür.
# En bilinen mottosu “The Most Happy”dir.


ANNE VE HENRY (19.YY da resmedilmiştir.)

ANNE VE HENRY GEYİK AVINDA (20. YY da resmedilmiştir.)


VIII. HENRY VE ANNE’NİN ÇOCUKLARI
I.ELİZABETH


ANNE BOLEYN İMZA


JANE SEYMOUR: Sir John Seymour ve Margaret Wentworth’ın kızıdır. VIII. Henry’nin, Anne Boleyn’in idamından sonra evlendiği karısıdır.

HÜKÜM SÜRESİ : 1536-1537
DOĞUM TARİHİ : 1507 / 1508
ÖLÜM TARİHİ : 24 EKİM 1537
ÖLÜM YERİ : HAMPTON SARAYI
BABASI : SİR JOHN SEYMOUR
ANNESİ : MARGARET WENTWORTH
ÖNCEKİ KRALİÇE : ANNE BOLEYN
SONRAKİ KRALİÇE : CLEVES’Lİ ANNE

Sir John Seymour ve Margaret Wentworth’un kızıdır. Henry, Anne Boleyn’i idamından sonra Jane Seymour ile evlenmiştir. Henry’nin 3. karısıdır. Oğlu VI. Edward’ın doğumundan iki hafta sonra doğumun yarattığı etkilerden dolayı hayatını kaybetmiştir. Seymour’un doğum tarihi tam olarak bilinmemektedir. Fakat 1508 olduğu üzerine genel kanaat vardır. Jane Seymour, kendisinden önce gelen kraliçeler kadar iyi seviyede eğitim almamıştır. Okumayı ve az seviyede yazmayı becerebilmesinin yanında, bir kadında olması gereken tüm özelliklere sahipti.
Ev düzeni, el işleri gibi konularda yetenekliydi. Hatta yaptığı el işlerinin 1 yüzyıl kadar bozulmadan muhafaza edildiği söylenmektedir.
30 Mayıs 1536 tarihinde Kral VIII. Henry ile evlenmiş ve gelecekteki kraliçe olarak ilan edilmiştir.
Ancak taç giyme töreni yapılamamıştır. Kraliçe, kendi dönemine denk gelen Anglikan mezhebine dahil olmayı reddetmiş, onun yerine Katolik mezhebinin kurallarına sadık kalmıştır. İyi bir Hristiyan olarak yaşamını sürdürmüştür.
1537 yılının ilk günlerinde hamile kalan kraliçe, 12 Ekim 1537 tarihinde Hampton Kraliyet Sarayı’nda VI. Edward’ı dünyaya getirmiştir. Doğumu sıkıntılı geçmiş, kraliçe oğlunun vaftiz törenine katılamamıştır. Doğumdan sonra lohusa hummasına yakalanan kraliçe, 24 Ekim 1537 tarihinde Hampton Sarayı’nda hayatını kaybetmiştir.
Jane Seymour, kayıtlarda Kral Henry’nin en sevdiği eşi olarak yer almaktadır. Kral, öldükten sonra Jane Seymour’un yanına gömülmüştür.


CLEVES’Lİ ANNE : Henry’nin dördüncü karısıdır. Kral ile olan evliliği tamamlanamadığı için Anne taç giyememiştir. Kral ondan hoşlanmayarak evliliği iptal ettirmiş ve Anne’i kız kardeşi olarak ilan etmiştir.

HÜKÜM SÜRESİ : 1540 (6 ay)
DOĞUM TARİHİ : 22 EYLÜL 1515
ÖLÜM TARİHİ : 16 HAZİRAN 1557
ÖLÜM YERİ: HEVER
ÖNCEKİ KRALİÇE : JANE SEYMOUR
SONRAKİ KRALİÇE : CATHERİNE HOWARD

Anne, Cleves Dükü III. John ve karısı Julich-Berg Düşesi Maria’nın kızıdır. Babası öldükten sonra ağabeyi William Cleves Dükü olmuştur. 1526’da büyük kız kardeşi Sybilla, Saksonya Dükü II. John Frederick ile evlenmiştir. Anne’nin ailesi Lutherci reformcuydu. Anne’nin portresi Hans Holbein tarafından çizilmiş ve Thomas Cromwell tarafından VIII. Henry’ye gösterilmiştir.
Anne, Lord Lisle ve Thomas Cromwell gibi reformu destekleyenlerin yardımıyla VIII. Henry ile evlendirilmiştir. Henry ile ilk gecesinden sonra kralın Anne’den memnun olmadığı açıkça görünmüştür. Kral, onun kötü koktuğundan ve güzel olmadığından şikayet etmiştir. Kralın böyle davranmasının nedeninin Rochester Sarayı’ndaki karşılamada Anne’nin Kral’ı tüm saray önünde küçük düşürerek gururunu kırması olduğu düşünülmektedir.
Anne, halk ve saraylılar tarafından çok sevilmişti. Gittiği her yerde hediyeler ve övgüler alıyordu. Ama yine de boşanmak isteyen Kral, gerekçe olarak Kraliçe’nin önceden yapılmış bir evlilik anlaşması olduğunu ve evliliğin zaten tamamlanmadığını öne sürmüş ve evliliği iptal ettirmiştir. Anne, henüz altı aylık kraliçe iken kocasından boşanmak zorunda kalmıştır. Başta Thomas Cromwell olmak üzere bu evliliğin ayarlanmasında aracı olan birçok isim vatan hainliğinden, büyücülükten ve komplolar kurmaktan idam edilmiştir. Bunlarla birlikte birkaç Papçı ve Lutherci de öldürülmüştür.
Anne, boşandıktan sonra Kral tarafından saray, araziler ve bol miktarda para ile ödüllendirilmiştir. Sonraki yıllarda Richmond Sarayı ve Hever Kalesi gibi saraylarda konaklamıştır. Kral’ın beşinci karısı Catherine Howard’ın idamından sonra kral ile tekrar evleneceği yönünde dedikodular çıkmıştır. Ancak Anne bir daha hiç evlilik yapmamıştır. Kral’ın son evliliğini gerçekleştirdiği Catherine Parr ile olan nikahı nakledilmiştir. Anne en son I. Mary’nin taç giyme töreninde halk arasında bulunmuştur.
Anne, Hever Şatosu’nda 42. doğum gününden birkaç hafta önce ölmüştür. VIII. Henry’nin en uzun yaşayan karısı olarak da tarihe geçmiştir.


CATHERİNE HOWARD : VIII. Henry’nin beşinci karısıdır. Lord Edmund Howard ve Joyce Culpeper’ın kızıdır. VIII. Henry’nin ikinci karısı Anne Boleyn’in kuzenidir. Hakkında ihanet dedikoduları çıkınca idam edilmiştir.

HÜKÜM SÜRESİ : 1540-1542
DOĞUM TARİHİ : 1521
ÖLÜM TARİHİ : 13 ŞUBAT 1542
ÖNCEKİ KRALİÇE : CLEVES’Lİ ANNE
SONRAKİ KRALİÇE : CATHERİNE PARR

Catherine, Thomas Howard’ın yeğeniydi. Saraya Cleves’li Anne’nin nedimesi olarak girdi. Annesi çok küçükken ölünce bakımını üvey büyükannesi üstlendi. 14 yaşına kadar onun yanında kaldı. 15 yaşındayken amcasının etkisiyle Cleves’li Anne’ye nedime oldu. Kral, Cleves’li Anne’den boşanınca aralarındaki 38 yaş fark olmasına rağmen evlendiler.

VIII. Henry, Cleves’li Anne ile boşandıktan sonra, Anne Boleyn’e benzediği için Catherine ile evlendi. Daha sonra kraliçenin kuzeni olan Thomas Culpeper ile ilişkisi olduğuna dair dedikodular çıktı. Kardeşi Anne Boleyn ile olan ensest ilişkisi dolayısıyla idam edilen George Boleyn’in karısı Jane Parker’ın gözetmenliği altında kuzeni ile buluştuğu konuşulmaya başlandı. Dedikoduların doğrulanmasının ardından duruşma bile yapılmadan Catherine Howard, daha önceden ilişki yaşadıkları ve Catherine’nin kraliçe olduktan sonra şantajlarına dayanamayıp saray görevlisi olarak aldığı ve sonradan aralarında ilişki çıktığı iddiasının doğrulanmasıyla Francis Dereham ile birlikte Jane Parker ve Thomas Culpeper da idam edilmiştir.


CATHERİNE PARR : Sir Thomas Parr ile Maureen Green’in kızıdır. VIII. Henry’nin son karısıdır. İngiltere kraliçeleri arasında en çok evlenen Catherine Parr’dır.

HÜKÜM SÜRESİ : 1543-1547
DOĞUM TARİHİ : 1512
ÖLÜM TARİHİ : 5 EYLÜL 1548
ÖLÜM YERİ : SUDELEY ŞATOSU
ÖNCEKİ KRALİÇE : CATHERİNE HOWARD
SONRAKİ KRALİÇE :

Catherine, 12 Temmuz 1543 tarihinde VIII. Henry ile Hampton Court Sarayı’nda evlendi. Henry’nin iki kızı Mary ve Elizabeth ile yakından ilgilenmiştir. İngiltere Katolik bir şekilde yönetiliyordu ve Catherine, Henry’nin tek oğlu yani sonraki kral’a Protestan bir eğitmen ayarlamıştır. Nedimeleri ile birlikte Protestanlığı benimsemişler ve bununla ilgili kitaplar ellerinde bulunuyordu. Anne Askew, Protestanlığı savunurken yakıldı. Kraliçenin de bununla ilgisi olduğuna dair dedikodular çıktı. Kraliçenin idamı için belge hazırlanmış ama daha sonradan kral bu fikrin yanlış olduğuna benimsedi. Henry’nin ölümünden sonra Catherine sayesinde Protestan olan VI. Edward tahta geçti. Catherine, VI. Edward’ın dayısı Thomas Seymour ile evlendi. Bu evlilikten Mary adında bir kızı olsa da Mary, Catherine’nin ölümünden iki yıl sonra ölmüştür. Elizabeth ile evliliğini kabul etmiş ama Thomas Seymour’un Elizabeth ile ilişkisini öğrendikten sonra Elizabeth’i başka bir yere göndermiştir. Ölümünden bir hafta önce aşırı derecede hastalanmıştır ve zamanının çoğunu yatakta geçirmiştir. Son günlerinde herkes onun yanında istemiştir. Ölümünden bir yıl sonra kocası Thomas Seymour, Elizabeth ile evlenmeyi düşündüğünden ve krala ihanetten idam edilmiştir.


VI.EDWARD : İngiltere ve İrlanda kralıdır. VIII. Henry ve Jane Seymour’un oğludur. Tudor Hanedanı’ndan ülkeyi yöneten 3. kişidir ve ülkenin protestan kurallara göre doğan ilk hükümdarıdır.

HÜKÜM SÜRESİ : 1547-1553
ÖLÜM YERİ : PALACE OF PLANCENTİA / GREENWİCH
MEZARI : HENRY VII LADY CHAPEL
BABASI : VIII.HENRY
ANNESİ : JANE SEYMOUR
ÖNCEKİ HÜKÜMDAR : VIII.HENRY
SONRAKİ HÜKÜMDAR : JANE GREY

VI. Edward 28 Ocak 1547’de 9 yaşındayken ülkenin başına geçmiştir. Edward, küçük yaşta ülkenin başına geçtiği için ülkeyi bir konsey ile beraber yönetiyordu. Bu konseye ilk önce dayısı Edward Seymour (1547-1549), daha sonra John Dudley (Dükü 1549-1553) başkanlık yaptı. Thomas Seymour, John Dudley’i engellemek istese de başarılı olamadı.

PRENS EDWARD’IN BEBEKLİĞİ

Prens Edward, 12 Ekim 1537 tarihinde Hampton Sarayı’nda doğdu. VIII. Henry ve üçüncü eşi Jane Seymour’un tek oğullarıydı. Doğumunun ardından kiliselerde şükran ilahileri söylendi. Edward 15 Ekim tarihinde vaftiz edildi. Kral onu Cornwall Dükü ve Chester Kontu ilan etti. Edward’ın annesi Kraliçe Jane, 23 Ekim’de hastalandı ve onu takip eden gece öldü. VIII. Henry, karısının ölümünün ardından “ilahi takdir… Bana bu mutluluğu getirirken, onun ölümü acılarımla sevincimi karıştırdı.” dedi. Babası VIII. Henry 27 Ocak 1547’de öldüğünde Edward 9 yaşındaydı.
Edward tahta çıkmasından kısa süre sonra sık sık hastalanmaya başladı. Zamanının çoğunu yatağında dinlenerek geçirdi ve çok geçmeden hastalığının verem olduğu ortaya çıktı. Jane Grey ile evliliği gündeme gelen Edward’ın bu evliliği tamamlamaya fırsatı olmadı. Hükümdarlığının son günlerini ağır hasta şekilde geçirdi. Ölümü beklenen tarihlerde gerçekleşmedi ve bu da John Dudley’e VIII. Henry’nin vasiyetini değiştirip Prenses Mary yerine, Edward gibi Protestan olan Jane Grey’i tahta geçirme fırsatı verdi. Edward ölmeden önce kendi vasiyetini imzaladı ve Prenses Mary ve Elizabeth’i gayrimeşru ilan etti. Böylece ikisinin de tahtta hakkı kalmadı. John Dudley, Edward’ın ölümünü halkın tepkisinden korktuğu için 4 gün gizledi.


JANE GREY: VIII. Henry’nin kardeşinin torunudur. İngiltere ve İrlanda kraliçesidir. Temmuz 1553’te 9 gün boyunca İngiltere Kraliçesi olmuştur. Bu yüzden The Nine Days Queen olarak da bilinir.

HÜKÜM SÜRESİ : 1O TEMMUZ 1553-19 TEMMUZ 1553
DOĞUM TARİHİ : 1537
ÖLÜM TARİHİ :12 ŞUBAT 1554
ÖLÜM YERİ : LONDRA KULESİ
ÖNCEKİ HÜKÜMDAR : VI.EDWARD
SONRAKİ KRALİÇE : I.MARY

İngiltere prensesi ve Fransa kraliçesi Mary Tudor’un torunu, Lady Frances Brandon ve Suffolk Dükü Henry Grey’in en büyük kızıdır. VI. Edward’ın kuzenidir. Edward’ın ölümünün ardından tahta geçmiştir. Babası Suffolk Dükü ve Northumberland Dükü, Jane’nin tahta geçmesini sağlamışlardır. Jane, 15 Mayıs 1553’te Northumberland Dükü’nün oğlu Guilford Dudley ile evlenmiştir. Bir sonraki veliaht VIII. Henry’nin kızı, Prenses Mary olması gerekirken Edward’ın ölümünden birkaç hafta önce Haziran ayında tahtın veliahtı olarak Jane Grey ilan edilmiştir. Ancak Prenses Mary, 19 Temmuz’da tahtı ondan geri almıştır. Mary bir Katolik iken, Jane bir Protestandı. Mary tahta çıktıktan sonra Northumberland Dükü idam edilmiştir. Mary, 15 yaşındaki kuzeni Jane’i idam ettirmemiştir. Yine de kulede tutuklu olarak kalmıştır. Fakat Ocak 1554’te başlayan ve kendisiyle doğrudan bir ilgisi olmayan Protestan isyanı sonrasında idam edilmiştir. Babası Suffolk Dükü ve diğer soylular, Jane’i tekrar tahta çıkarmak için isyana katılmış ancak isyan başarısız olmuştur. Bu ikinci kez tahta çıkma teşebbüsü sonrasında, 12 Şubat 1554’te 16 yaşında iken Londra Kulesi’nde idam edilmiştir.

LADY JANE GREY İDAM EDİLİRKEN

KAYNAK : wikipedia.org, wikimedia.org

Tarihi Eserler/Apollon Tapınağı

Didyma (/ˈdɪdᵻmə/; Grekçe: Δίδυμα), İyonya (Ege bölgesi) sahili üzerinde yer alan bir Antik Yunan kutsal alanıdır. Bu yer Apollon tapınağını içermektedir. Yunancada Didyma “ikiz” anlamına gelmektedir fakat Didyma’da ikiz arayan Yunanlar ismin Karya kökenini göz ardı ederler. “Didyma”, “Brankhidai” (Brankhidler ülkesi) olarak da adlandırılmaktadır. Delphi’nin yanında Didyma, Helen dünyasının en ünlü kehanet merkezidir. Kuruluşu okuma-yazma öncesi, hatta İonia’nın Helen kolonizasyonundan da öncedir.
Kurucu: Mitolojik kurucusu olan bilici (kahin) “Brankhos”
Kuruluş: M.Ö. 8. yüzyıl – M.Ö. 6. yüzyıl
Devirler: Helenistik Dönem, Arkaik Klasik, Roma Dönemi
Yunanlardan önce de bir bilicilik (kahinlik/kehanet) merkeziydi.
Apollon Tapınağı
Antik dünya içinde en büyük üçüncü kutsal alan olarak kabul gören Didyma Apollo tapınağı, arkeolojik araştırmalar ve bilimsel çalışmalar neticesinde tapınak inşasının M.Ö. 560 yılında başlandığı ve imarı sırasında kullanılan malzemenin Paros taşı olduğu, dört yanından basamaklarla çıkılan bir platform üzerinde iki sıra oturtulmuş, 124 adet sütundan oluştuğu belgesel yönetmeni G. Tekin Gün’ün belgesel çalışması yazısında adı geçmektedir. Akropolis’in geniş bir alanına sahip tapınak 110 metre uzunluğunda, 50 metre genişliğinde inşa edilmiştir. Kutsal alana girişi sağlayan tünellerin olduğu tapınak, uzun yıllar Brankhos’un soyundan geldiği bilinen Brankhidler tarafından yönetildiği sanılmaktadır.
Yenihisar ilçe merkezindedir. Didyma aslında bir antik kent değil, kutsal bir mahaldir. Miletos’tan gelen kutsal yol ile bağlantıya sahip Didyma bir kehanet merkezidir. Didyma ile ilgili ilk yazılı kaynak Herodot’tur. Herodot M.Ö. 600’lerde Mısır Kralı II. Nekho ve Lidya Kralı Kroisos’un Didyma’daki Apollon mabedine adaklar sunduklarını aktarır. Arkaik devirde çok ünlü olan Apollon’un kutsal yeri, Persler tarafından M.Ö. 494’de yakılmıştır.
M.Ö. 311’de tekrar canlanmaya ve mabet yeniden inşa edilmeye başlanır. Seleukoslar döneminde mabet planda değişiklikler yapılarak boyutları büyütülmüştür. Artemis, Zeus, Aphrodite mabetleriyle diğer bazı yapıların da bulunduğu inşaatın Roma döneminde de sürdüğü, mabet çevresinde ele geçen kitabelerden anlaşılmaktadır. M.S. 250’den önce mabet önemini yitirmeye başlamış ve M.S. 385’de Theodosios’un emriyle tamamen önemini yitirmiştir. Hıristiyanlığın yaygınlaşması ile zaten bitirilmemiş olan mabedin adytonuna bir kilise yapılmıştır.

METİN KAYNAK : Wikipedia
aydin.ktb.gov.tr

Apollo Tapınağı plan ve krokileri

Görseller : Volkan Özpolat

Tarih/Claes Ralamb’ın Osmanlı Tasvirleri

Claes Rålamb (8 Mayıs 1622 – 14 Mart 1698) İsveçli bir devlet adamıydı. 1660 yılında Uppland Valisi olarak atandı ve 1664 yılında Danışma Meclisi’nde görev yaptı. 1673 ve 1678 yılları arasında Stockholm Valisi olarak görev yaptı.

Claes Rålamb, Osmanlı İmparatorluğu’nda İsveç Büyükelçisi olarak görev yaptı.

Rålamb Kostüm Kitabı

Osmanlı sarayının ve Osmanlı toplumunun çeşitli kademelerinden kadın ve erkeklerin kostümlerini betimleyen 121 tablo içermektedir. Her figür, 14.5×10 cm boyutlarında ayrı kağıtlara, guaj ve biraz yaldızla Hint mürekkebi kullanılarak çizilmiştir. Sayfaların çoğu, Claes Rålamb’ın kendisinin yazdığı notların yanı sıra, söz konusu minyatürü açıklayan İsveççe, Fransızca, İtalyanca veya Latince notlara sahiptir. Her bir sayfa sağ üst köşede mürekkeple numaralandırılmıştır.

KAYNAK : wikipedia

Kitap Kaynak : web.archive.org

Masterclass/Temel Sanat Eğitimi : Çini Mürekkebi

Çini mürekkebi çalışması yapmak için öncelikle kağıdımızı bant kullanarak masaya sabitliliyoruz.
Daha sonra pamuk yardımıyla su kullanarak kağıdı nemlendiriyoruz. Çok ıslak olması mürekkebin fazla dağılmasına yol açabilir.
Kağıdımızı nemlendirdikten sonra çini mürekkebi ve ince fırça ile desenlerimizi nemli kağıt üzerinde oluşturuyoruz.

Tabii aşağıda gördüğünüz örnekler basitçe yapılmış örnekler / desenler

Metinler ve Görseller : Volkan Özpolat

Tarihi Eserler/Topkapı Sarayı : Altın Yol Çinileri

Türk çini sanatı XVI. yüzyılda sürekli bir gelişme göstererek en son noktasına ulaşmıştır. Bu yüzyılda mozaik tekniği, altın yaldız ve tek renkli örnekler yavaş yavaş ortadan kaybolmuş, onların yerini tabiatın büyük ölçüde ağırlığı belli olan bir bezeme almıştır. Renklerde de yenilik kendini açıkça göstermiştir. Artık çinilerde sarı renk rastlanmaz olmuş, buna karşılık yaprak yeşili ve mercan kırmızısı ön plâna çıkmıştır. Çağın gözde rengi, İznik çini atölyelerinin buluşu olan mercan kırmızısıdır. Bezemedeki gül, karanfil, lâle, mine, sümbül, erik çiçeği ve selvi ağacı ile sık sık karşılaşılır. Onların yanı sıra düğün çiçeği, haşhaş, nar, hanımeli, kiraz, papatya, zambak, leylâk, turunç, üzüm, enginar ve pek seyrek de olsa hercâi menekşe görülür. Rumîler, Hatâyiler, palmetler ve lotusler de bu yüzyılda kullanılmıştır.
XVI. yüzyılda sırlar son derece parlak ve temizdir; renklerin birbirlerine karışmaması, sır altı tekniğinin ne kadar ileri bir düzeyde olduğuna işaret etmektedir. Kullanılan bu teknikte önce levhalara astar çekilmiş, sonra motiflerin kenar çizgileri çizilmiş ve içlerine istenilen renkler akıtılmıştır. Hazırlanan çini levhalar sır içine batırıldıktan sonra fırına verilmiş, eriyen ve pişen sır şeffaf, ince bir cam tabakasına dönüşmüştür. Böylece çinilerin uzun süre sağlam kalmasına, boyalarının korunmasına ve renklerinin göze daha hoş görünmesine imkân sağlanmıştır.
XVI. yüzyılın en güzel çini örneklerine Rüstem Paşa, Sokollu Mehmet Paşa, Piyale Paşa, Mesih Paşa, Mehmet Ağa, Ramazan Efendi, Takkeci (Takıyyeci) İbrahim Ağa camileri, Kanuni Sultan Süleyman, Hürrem Sultan, İkinci Selim, İbrahim Paşa türbeleri ile Topkapı Sarayı’nın çeşitli yerlerinde rastlanır.

Bunlar arasında Topkapı Sarayı’ndaki «Altın Yol» ve Takkeci İbrahim Ağa camii çinileri, yüzyılın en karakteristik eserleri olup benzerlerine teknik, renk ve kompozisyon bakımlarından büyük üstünlük göstermektedir.

ALTIN YOL ÇİNİLERİ
Topkapı Sarayı’nın Harem dairesinde Türk çini sanatının en güzel örnekleri ile karşılaşılır. Altın Yol’daki üç çini panoda Türk çiniciliği en yüksek noktasına erişmiştir. Mercan kırmızısının hâkim olduğu bu çiniler Altın Yol için yapılmamıştır. Panolar üzerindeki tâlik yazılı Farsça beyitlerde H.982 (1574-1575) tarihi ile «Sahip-kırân» ve «Sofayı-âlî» sözcükleri okunur. Bunlardan «sahip-kırân» hükümdardan başka bir kişi için kullanılamazdı. Ayrıca «Sofâyi-âlî» ile hünkâr sofasından söz edilmektedir. Bu sebeple Altın Yol’daki üç çini panonun Mimar Sinan’ın haremde yaptığı hünkâr hamamıyla hünkâr sofasına ait olduğu ortaya çıkmaktadır. Çini panoların her üçü de sivri kemerli birer bordür ile kuşatılmıştır; renk ve motiflerdeki ahenk son derece güzeldir. Panoları birbirinden ayıran bordür mercan kırmızısı, lacivert, koyu mavi, yeşil ve beyaz renklerdedir ve palmetlerle, rûmilerle süslenmiştir.

Topkapı Sarayı Harem Dairesi’ndeki Altın Yolda bulunan XVI. yüzyıl İznik yapısı çini pano (1574/5)

Panonun açık mavi zeminli, mercan kırmızısı ve beyaz renkte rûmilerden yapılma bir bordürü vardır. Üst kısımda çivit mavisi üzerine beyaz harflerle tâlik yazılı beyit iki ayrı kartuş içerisine alınmıştır. Köşe dolguları mercan kırmızısı üzerine beyaz, mavi, lâcivert renklerde Çin bulutlarıyla bezenmiştir. Bunların dışında kalan pano baştanbaşa çivit mavisi zeminlidir; bezeme mercan kırmızısı, beyaz ve mavidir. Mavi dallı erik ağacının çiçekleri birbiri içerisine girmiş bir kompozisyon halinde bütün yüzeyi kaplamaktadır. Erik ağacının çiçekleri beyaz, ortaları ise mercan kırmızısıdır. Ayrıca panonun alt kısmı gene mercan kırmızısı ve beyaz renklerde, lâle ve karanfillerle süslenmiştir.

Altın Yoldaki çini panolardan ikincisi. Üzerindeki Farsça kitabeden bunun hünkâr hamamına ait olduğu anlaşılıyor.

Lâcivert, beyaz, mercan kırmızısı ve yeşil renkteki ikinci panonun bordürü «S» biçimli motifler, rozet çiçekleri ve hançer yapraklarıyla süslüdür. Üstteki kitabe beyaz zemin üzerine lâcivert renkte yazılmış ve iki kartuş içerisine alınmıştır. Beyaz zeminli panonun ortasında lâcivert bir madalyon vardır. Uçları mercan kırmızısı rengindeki bu madalyonun kenarları, yaprakların birleşmesiyle meydana gelmiştir. Alt köşedeki bir saptan çıkan ve madalyonu tamamiyle dolduran lâle, karanfil ve sümbüller güzel bir desen meydana getirmiştir. Madalyonun ortasına küçültülmüş, mor renkli bir nar çiçeğiyle iki lâle yerleştirilmiştir. Böylece çiniyi yapan sanatkâr, madalyonda son derece güzel bir orta kısmı gözler önüne sermiştir. Oldukça büyük ölçüdeki madalyon ve çerçeve arasında kalan pano yüzeyi beyaz zeminlidir. Burada yeşil, mor, mercan kırmızısı, beyaz renklerde sivri uçlu yapraklar, rozet ve nar çiçekleriyle âdeta bir çiçek bahçesi yapılmıştır.

Çiçek bezemeleriyle süslü üçüncü «Altın Yol» panosu

Lâcivert zemin üzerine beyaz filizlerden çıkan papatyalar bir bordür halinde panoyu çevre cephe kuşatmıştır. Panonun üzerindeki Farsça kitâbe beyaz zemine mavi harflerle yazılmıştır. Sivri kemerli panonun kitabe kısmıyla yüzeyi arasında kalan üçgen biçimli parçalar mavi zeminlidir ve beyaz rûmilerle bezenmiştir. Beyaz zeminli panonun bütün yüzeyi mor, lâcivert, yeşil ve mercan kırmızısı renklerde rozetler, nar çiçekleri, filizler ve hançer yapraklarıyla bezenmiştir.

KAYNAK : Türkiyemiz Dergisi 1976 Şubat

Tarihi Eserler/Takkeci İbrahim Ağa Camii Çinileri

XVI. yüzyılın en güzel çinileriyle bezenmiş Takkeci (Takıyye’ci) İbrahim Ağa camiinin ilgi çeken bir hikâyesi vardır.
Topkapı dışında yaşayan ve geçimini dervişlerin başına giydiği «arakiyye» yapımı ile sağlayan Takkeci İbrahim Ağa, sürekli olarak hep aynı rüyayı görürmüş. Rüyasında aksakallı, nur yüzlü bir adam, ona hep Bağdat’a gitmesini ve orada bulacağı üç üzümsalkımını yemesini söylermiş. İbrahim Ağa bir dayanmış, iki dayanmış, en sonunda kalkıp Bağdat’a gitmiş. Orada bir kahvede otururken bakmış ki, karşısında üç üzümsalkımı duruyor. Aklı devamlı olarak gördüğü rüya ile meşgul olan İbrahim Ağa hemen yerinden kalkıp üzümleri yemiş. Ardından Bağdatlı bir hoca ile ahbaplık kurmuş ve ona başından geçenleri anlatmış. Adam da ona yıllardır buna benzer bir rüya gördüğünü, kendisinin İstanbul’a gitmesi, Topkapı dışındaki bir evin kömürlüğünde gömülü iki küp altını alması söylendiğini anlatmış. Takkeci İbrahim Ağa bakmış, sözü edilen yer kendi evi… İstanbul’a dönüşünde evinin kömürlüğünü kazmış ve iki küp altını bulmuş. Bu altınlarla da Takkeci İbrahim Ağa Camiini H. 1000(1591) yılında yaptırmış ve içerisini boş bir yer kalmamacasına çinilerle süslemiştir.
Takkeci İbrahim Ağa Camii, teknik, renk, desen ve kompozisyon bakımlarından nefis çinileri, altın yaldızlı ağaç işleriyle tanınmıştır. Hele mihrap, pencere alınlıkları, duvarları, mahfil ve mahfil yanları ilgi çekici çini panolarla kaplanmıştır. Mihrap, mukarnaslara kadar sekiz sıra dikine, yedi sıra enine çini levhalarla süslenmiştir. Beyaz zeminli kompozisyonu sivri dilimli mavi bir enginar yaprağı ile onun iki yanından yukarıya yükselen uzun saplı lâlelerle, Hatayiler meydana getirir. Son derece zarif, mercan kırmızısı rengindeki lâlelerin dışında kalan yerler üçer yarım çiçekli goncalarla doldurulmuştur. Bu panonun üzerindeki mihrabın mukarnaslık kısımları çalındığından yerleri beyaz badana ile kapatılmış, üzerine uydurma bir bezeme yapılmıştır.
Caminin güney duvarındaki pencere alınlıkları ahşap kitâbelidir. Bunların boş kalan yerleri kırmızı zeminli, küçük lâle ve beyaz renkte kiraz çiçekli çinilerle bezenmiştir.
Caminin doğu ve batı duvarının pencere alınlıklarında karşılıklı olarak aynı kompozisyon tekrarlanmıştır. Burada hafif sivri kemerli alınlıklar beyaz zeminlidir. Üzerlerine beyaz, lacivert renkte nar ve iki yanlarına da enginar çiçekleri yerleştirilmiştir. Ayrıca rozet, palmet benzerlerine başka yerlerde kolay kolay rastlanmayan hançer yapraklarıyla da bu panoda karşılaşılmaktadır.
Takkeci İbrahim Ağa Camiinin en güzel çinilerinin başında üzümlü panolar gelir. Sivri dilimli bir niş’e yerleştirilen bu panoda beyaz zemine koyu lâcivert asma dalları, hafif kabarık üzüm salkımları işlenmiştir. Kuvvetli kenar çizgileriyle belirtilen bordür, panoyu kuşatmaktadır; boş yerler kırmızı rozetler, palmetler ve yeşil enginar yaprakları ile doldurulmuştur. Belki de burada Takkeci İbrahim Ağa’nın rüyasından söz edilmek istenmiştir.
Caminin doğu ve batı duvarında karşılıklı iki pencere arasında yer alan vazolu panolar son derece güzel bir görünüş sağlamıştır. Burada ayaklı bir meyva tabağı üzerine iki kulplu koyu mavi renkte çini vazonun oturtulduğu görülür. Vazodan yukarıya doğru çıkan simetrili düzende erik ve nar çiçekleriyle süsleyici sivri yapraklar bütün panoyu kaplar. Ayrıca vazonun iki yanında da yerden bitercesine yükselen sümbüller vardır.

Takkeci camiinde Çin bulutları, enginar ve kenger yapraklı motifler ile süslü pencere kitabesi

Takkeci İbrahim Ağa Camii’nin şimdi yerinde bulunmayan karanfil motifli nadide çini karoları

Takkeci camiinin hem gerçekçi, hem üslûba çekilmiş vazolu panosu

İbrahim Ağa tarafından yaptırılan camide, Tekkeci’nin rüyasıyla ilgili görülen üzüm salkımlı çini pano.

KAYNAK : Türkiyemiz Dergisi

Atatürk Türk Kuşu açılışında…

3 Mayıs 1935 Mustafa Kemal Atatürk Türk kuşu açılışında…
Uçak biletlerinde gördüğümüz “TK” olarak kodlanan harfler Türk Kuşu demektir.

Mustafa Kemal Atatürk, THK kurucu başkanı Cevat Abbas Gürer ile


İstikbal göklerdedir;
Çünkü göklerini koruyamayan milletler yarınlarından asla emin olamazlar…
Her işte olduğu gibi havacılıkta da en yüksek seviyede, gökte seni bekleyen yerini az zamanda dolduracaksın.
Ey Türk Genci! Kısa zamanda gökte seni bekleyen yerini alacaksın.


Mustafa Kemal Atatürk
Türk Tayyare cemiyetinin açılış töreni


✈️ “İSTİKBAL GÖKLERDEDİR!” | Atatürk’ün 1935’teki Vizyonu

Bu söz, sadece bir temenni değil; 1935’te Türk Kuşu’nun açılışında söylenen, geleceği gökyüzünde gören bir vizyondu. Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün havacılık felsefesi ve o günkü ileri görüşlülüğü, bugünün bağımsızlığını inşa eden temeldir.

Neden ‘gökleri korumak’ bir milletin geleceği için bu kadar kritikti? Atatürk’ün gençlere verdiği önemi, havacılık ve modernleşme vizyonunu bu kısa yazıda yakından inceleyebilirsiniz.

Bu yazı, sadece bir anı değil, bir derstir.

Atatürk’ün bu tarihi felsefesinin tam ve derinlemesine analizi için bu sözün sizin için ne ifade ettiğini yorumlarda paylaşın.

Bu vizyon, 2025’te size ne anlatıyor?

WordPress.com'da bir web sitesi veya blog oluşturun

Yukarı ↑